18 Mart 2010

Sarı pisicik ev arıyor...


Yandaki resimde görmüş olduğunuz sarı pisicik için sıcak bir yuva ve yuvadan da sıcak kediseverler arıyoruz.

Kendisi 3-4 aylık civarında olup, ev terbiyesi aldığını düşündüğümüz çok uysal bir kediciktir. Tuvaletini kuma yapmakta, kucakta ya da koltukta uyumayı tercih etmektedir.

Sahibi tarafından sokağa terkedildiğini ya da kaybolduğunu düşünmekteyiz. Şöyleki; patilerinin altı halen yumuşacıktır ve halen pudra kokmaktadır.

Şu anda evinde 4 kedi besleyen bir arkadaşımın penceresine gelerek kendini farkettirmiştir, arkadaşım Kozyatağı'nda oturmaktadır.

"Zaten ne zamandır bir kedi sahibi olmak istiyordum" diyenlere duyurulur...

Ortaya karışık yanar döner...

Ortaya karışık yazmak istiyorum çünkü çok dağınığım, çünkü kafamı toparlayamıyorum hala...
.
* Cumartesi gübü iki numaranın kontrol günüydü.. Kendisine iki numara demekten sıkıldığımı babacığa bildirdim ve artık bir isimde karar kılalım dedim. İki numaranın ismi ERDEM olacak. İnşallah adı gibi erdemli, faziletli, insanı insan yapan değerleri tam bir birey olarak yetişir. Emre'ye "kardeşinin ismi nedir oğlum?" diye soruyorum "Eydem" diyor... çok şirin...
Erdem bey Cumartesi gübü itibariyle 1000 gr ve yaklaşık 35 cm boyunda.. Herşey yolunda çok şükür.. Bugün itibariyle 25w+5 deyiz ve hamile kaldığım güne göre +2 kg. almış durumdayım.. Şeker yüklemesi testini de geçtik. Yalnız babacıkla benim kan uyuşmazlığımız olduğundan yapılan Indirect coombs testinde sanki pozitif bir sonuç var gibiymiş, doktor yenileyelim dedi, Cumartesi yeniden kan vereceğim. Moralimi yüksek tutuyorum.
.
* Emre kuzum ile Pazar günü Mygym'e deneme dersine gittik. Evde tepemize çıkan, hani derler ya "Ali Kıran Başkesen" olan oğlum orada bir kedi yavrusu gibiydi kucağımdan inmek bile istemedi. Hayatında ilk kez böyle bir çoğul ortama girdiğinden bunun normal bir tepki olduğunu 2-3 ders sonra alışacağını söyledi oradaki görevliler ama hali pek ürkekti yavrumun, kıyamadım. Zorlamak istemiyorum bu yaşta.. Vazgeçtik yani...
.
* Emre bey, artık pazar günleri de çalışan babasının peşinden değil ama o gittikten bir süre sonra baba... baba... diye ağlar oldu, çok üzülüyorum ama iş bu ne yapalım katlanıyoruz.
.
* Pazartesi günü sabahları işe gelmek için bindiğim metrobüste beni çok düşündüren bir olay yaşadım ama şimdi yazasım yok, yakında uzunnnnnca anlatacağım..
.
* Babamın ışın tedavisi seansları Salı günü başladı, kemoterapi seanları ise sanırım gelecek hafta başlayacak.. Sürekli hastanedeyiz, çok yorumdum, çok sıkıldım ve yıprandım..
.
* Hamilelerle ilgili 3 süper zihni sinir procem var, yakında yazacağım...

15 Mart 2010

Türk Polisi yakalar...

Silivri’deki Gündönümü Çiftliğinden bahsetmiştim daha önce.. Her hafta Aysun hanımın kızlarının misler gibi gerçek ve çiğ sütlerini alıyoruz hem evde tüketmek üzere hem de oğluma içirmek için. İşte bu grubun kendi arasında haberleşmesini ve yardımlaşmasını sağlayan da bir mail grubumuz var.

Elazığ’daki depremden sonra ne yapılsa da oradaki insanlara yardım edilse diye dönen maillerin sonucunda gruptan Hilal hanım sağolsun eğer özellikle çocuk giysisi başta olmak üzere her türlü yardımı oraya ulaştırabileceğini ve daha da güzeli asker eliyle gerçekten ihtiyacı olanlara dağıttırabileceğini yazınca hemen herkes seferber oldu. Aysun hanım da sağolsun eğer 17 Mart Çarşambaya kadar kendi süt alım günümüzde teslim edeceğimiz yardımları Hilal hanıma iletebileceğini söyledi ve işleri iyice kolaylamıştık..

Cuma akşamı hem bizim evde hem de Necla annemlerin evinde hummalı bir ayıklama çalışması yaptık ve “kendimizin giymekten utanmayacağı ve çekinmeyeceği” temiz ve kullanılmış/kullanılmamış giyim eşyalarını hazırladık, Aysun hanımın Cumartesi günü gelecek süt dağıtım aracına teslim etmek üzere..

Cumartesi sabah misler gibi sütümüzü teslim aldık ve sütü getiren arkadaşa da paketlerimiz teslim ettik. Buraya kadar her şey ne kadar güzel değil mi? Ama durun olay daha başlamadı..

Sonradan Aysun hanımdan gelen bilgilendirme mesajı ile yıkıldık diyebilirim. Aracı yolda trafik polisleri durdurmuş ve aramışlar, toplanan yardım poşetlerinin “kayıtlı ve izinli bir vakıf aracı olmadığı” gerekçesi ile taşınmasının yasal olmadığını vs…. söylemişler. Bunun cezası aracın 10 gün süre ile bağlanması ve 1.470 TL para cezası imiş.. Neyse ki yasal işlem yapılmamış ve polisler ikna (!!!!) edilerek olay son bulmuş.. (Bu cümlenin başındaki Neyse ki kelimesini yazmaktan utandığımı ayrıca ifade etmek isterim)

Blogcu Anne Elif sormuştu Cumartesi günü “Polisler nerede?” diye ona cevap olur sanırım bu yazı.. Elif'cim polisler nerede olacaklar? İstanbul Merter’de tramvayın altında kalan çocukların karşıdan karşıya geçişlerini kolaylaştıracak halleri yok herhalde, daha önemli işleri var… Vakıf aracı olmadan yardım toplayan insanlar tarafından İKNA EDİLMEYİ BEKLİYORLAR.

Umarım yanlış anlaşılmam, amacım asla var olan kanunları sorgulamak vs değil, ancak o polis memurlarının toplanan yardımlar nedeniyle böyle bir olaydan kendilerine pay çıkarmalarını aklım almıyor. Hiç mi vicdanları sızlamadı acaba? Gece rahat uyuyabiliyorlar mı çok merak ediyorum...

Olay üzerine başka yorum yapmak istemiyorum, yaşananlar gün gibi ortada.. Çok ama çok üzgünüm. Böyle bir ülkede yaşamaktan utanır olmak kanıma dokunuyor açıkçası..

12 Mart 2010

Karanlığa küfredeceğine bir mum yak !


Bu hafta Annelerin Dünyası'nda kadınları ve kadınlığı yatırdık masaya..
Herkes döktü eteğindeki taşları ve malesef ortaya çıkan tablo tıpkı gerçekte olduğu gibi rezalet bir tablo çıktı günümüz Türkiye'sinden...
Annelerin gözünden kadınlarımızı okumak için lütfen buradan buyurun...

11 Mart 2010

Ana-oğul sayı saydık...


Benim kuzum iki yaşına 50 gün kala 1 den 10 a kadar sayı saymayı öğrenmiş meğer.. Dün akşam şaşırttı beni yine.. Babaannesinin eline verdiği keteyi yere vurmak suretiyle önce 10bin parçaya bölmüş beyefendi, sonra da oturmuş başına sayıyordu.. Rakamları birbiri ardına söylediğini duyunca bir de benimle saysın dedim, ortaya şöyle bir diyalog çıktı :

Anne : Biiiirrr

Emre : İkiiiiiii

Anne : Üççççç

Emre : Dööööööttttt

Anne : Beşşşşş

Emre : Atııııııııı

Anne : Yediiiiiiii

Emre : Kekizzzzz

Anne : (Bu sırada bekledim dokuzu o söylesin diye çünkü çok güzel söylüyor....)

Emre : Gokkuzzzzz

Anne : Onnnnnn

İyiki varsın be güzel oğlum, böyle güzellikler de olmasa bu hayat var ya hiç çekilmeyecek...

Hamiş : Yukarıdaki resim Emre 1 yaşına bastığı hafta stüdyoda çekilenlerden bir kolaj çalışması.. Bu sene de gitmek isterim ama tabi babacığı ikna edebilirsek:-))

10 Mart 2010

İmdattttttt....


Günlerdir bir koşturmaca, bir telaş.. Haberlerin kimi iyi, kimi kötü... Sabahtan beri birşeyler yapmam lazımdı ama neydi diye dolanıp duran aklı bir karış havada bir hamile modundayım.. Bu kafa ile ancak ortaya karmaşık birşeyler yazabilirim sanırım..
.
- Babamın biyopsi raporları malesef beklenen kötü sonucu gözteriyordu, cerrahi müdehale ile mesanesinin ve prostatının alınması lazım çünkü kanserli hücreler mesane duvarına tesir etmişler. Ancak kendi doktorumuzun aksine gittiğimiz 3 ayrı prof da aynı şeyi söyledi : "Evet cerrahi operasyon gerekli ama hastanın yaşı ve mevcut riskleri ile bu ameliyat çok çok tehlikeli olur" Yani sonuçta ameliyattan vazgeçip doktorumuzu değiştirdik ve kemoterapi destekli radyoterapi tedavisine başlangıç için gerekli adımları attık. Dün radyoterapi için gerekli tomografi çekilde işaretlemeler yapıldı. Pazartesi ilk doz radyoterapiyi alacağız.. 5 hafta boyunca hafta içi hergün sürecek, ayrıca 4 hafta boyunca haftada 1 gün de kemoterapi göreceğiz.. Sonrasında ise 3 ayda bir yapılacak olan kontrol sistoskopi operasyonumuz olacak...

Haftalardır bu konu beynimde idi ve bir şekilde sonuca bağlanması biraz olsun rahatlatmış olmalıydı beni, ama hiç de rahat hissetmiyorum kendimi..
.
- Emre kuzusu gün geçtikçe büyüyor ve bunu biz kanıtlıyor.. Söyleyemediği kelime yok gibi.. Cümle kurmalara yeni yeni başladı.. Ama istediğini gayet güzel anlatıyor.. Uyku durumları ise mehter takımı gibi iki ileri bir geri... Eskiden geceleri uyanırdı filan ama biz saati geldiğinde onu hazırlarken uykuya itiraz etmezdi hiç. Şimdi ise küçük beyi ikna etmemiz gerekiyor uykuya hazırlanmak için... 3 gecedir 6 ay öncesine dönmüş gibiyiz. Hatta dün gece saat 02:30 da uyandı ve 06:00 da uyudu.. Bir enerji, bir inat ne yaptıysak uyutamadık.. Evde annemle babam da bizimle kalıyorlar malum tedavi süreçleri nedeniyle.. Dolayısıyla oturma odası ve salon da geceleri dolu oluyor.. Emre bey ile kendi odasında ve bizim odada geçen 3,5 uykusuz saat açıkçası beni mahvetti.. Kafam kazan gibi, allahtan babamız sonsuz desteğini ve sabrını hiç esirgemiyor da bu halimle kucağımda Emre ile gezmiyorum evde geceleri..
.
- Göbeğim son 1-2 haftada acayip büyüdü, beni görenler hamile iken 10 g. falan aldığımı sanabilirler ama zaten kilolu olarak hamile kaldığım için kocaman bie gebe olarak görünüyorum. Aslında geçen doktor kontrolümüzde hamileliğin başından beri hiç kilo almadığımı gördük, yani aslında kilo veriyorum hamile iken...
.
- İki numaraya halen bir isim seçemedik, çünkü babamız ile ortak bir payda da buluşamıyoruz ve kendisi çok seçici..
.
- Annemin siyatik sorunu için doktorun önrdiği çelik korseyi yaptırmamız lazım ama nerede ve ne zaman ? Daha çok zaman ve daha bol enerji talep ediyorum.
.
- Babamız yani sevgilim yine bir proje modunda, bıktım bu sigortacıların projelerinden. Yine geceleri 10 dan önce gelemiyor ve her hafta Pazarları da çalışıyor.. Nefref ediyorum bu durumdan...
.
- Ayrıyeten malum proje nedeniyle babamız 3 günlük babalık izninden sonra 1 hafta daha yıllık izinden alıp yanımda olacak doğumdan sonraki 10 günde inşallah. İzninin diğer kısmını ise Ekim'de alsak, çocuk çoluk tatile gitsek diye düşündük ama bu proje nedeniyle 1 haftalık izin vermiyorlarmış en fazla 3 gün kullanabilirmişim projenin sonuna kadar... Erken rezervasyon yapıp, sıcak yerlere kaçsak şöyle Ekim başı gibi? Aynı otel odasında iki yetişkin, 29 aylık bir çocuk ve 3 aylık bir bebek nasıl uyur acaba?
.
- Pazar günü Yıldız ın doğumgünüydü ve unuttum, şimdi ne diycem diye düşünüp arayamıyorum.. O benim en eski ve en iyi dostlarımdan biridir. Aramam lazımdı eşşeklik edip unuttum valla...
.
- Offfffff hiç mi iyi haber yok ya? Sıkıldım bunaldım, yorgunum.. Kaçmak istiyorum...

02 Mart 2010

Bir daha anne olsam...


"Bir daha anne olsam..."

Bazen yorgun, bazen panik, bazen de neşeli ama sonuçta hepimiz anneyiz.


Anneliğin bize kattığı mutluluğun yanı sıra, öğrendiklerimiz bir ansiklopedi doldurur kadar oldu. Olgunlaştık, büyüdük. Sorumluluklarımız arttı.


Zaman gelecek belki bir daha anne olmak isteyeceğiz. Hiç düşündünüz mü, yine hamile kalsak neleri yapar neleri yapmayız? Peki ya 2. kez ya da 3. kez anne olduğumuzda?


Daha mı bilgili oluruz, daha mı rahat... Bu hafta hamilelik ve anneliğimizin pişmanlıklarını/başarılarını yazıyoruz. Annelerin Dünyası'na buradan buyurun lütfen...



Önemli hamiş : Annelerin Dünyası'nın yeni adresi www.annelerindunyasi.com olmuştur.. Bilginize...


01 Mart 2010

Sigara yasağını delenleri şikayet edin...

Sevgili Kaymaçina yazmış bloğunda. Herkesle mutlaka paylaşılmalı, duyanlar duymayanlara iletmeli bence.. Konu çok önemli..

Gittiğiniz herhangi bir kapalı mekanda (Restaurant, cafe vs...) eğer sigara içilmesi yasak olduğu halde içildiğini - buna izin verildiğini görürseniz ne yapmak gerekiyor? Kime şikayet edilmeli bu şuursuzluk ?

155 Polis imdat hattını arıyorsunuz. Baskına Polis, zabıta, sağlık görevlisinden en az ikisi gidiyormuş ve zabıt tutuluyormuş ayrıca sonra aynı mekanlar daha sıkı takip ediliyormuş..

Bence kaçmaz... Muhakkak bilmeli ve uygulamalı diye düşünüyorum.

26 Şubat 2010

Ebeveynler neden stres yaparlar?











Oğlumun doktoru mail ile göndermiş paylaşmak istedim.. Tümü yorumsuz tabi:-)

24 Şubat 2010

Eldiven korkusu???


Tarihe not düşmek ve unutmamak için yazıyorum yine : Mutfakta iş yaparken ellerimdeki alerjilerim nedeniyle sıklıkla kullandığım cerrah eldivenlerinden oğlum çok korkuyor.. Bazen köfte yoğururken, domatesle uğraşırken filan ellerimde o beyaz eldivenlerle beni görünce çığlık çığlığa bağırıyor "aççççççççç açççççççççç" diye, bir taraftan da bacaklarıma sarılıyor..
Korkusunu yenmek için bir eldiveni balon yapıp eline verdim ama nafile dokunmadı bile...
Ama kendi kırmızı eldivenlerine bayılıyor, nerede görse alıp yanımıza geliyor giydir diye... Komik kuzu ne olacak?

19 Şubat 2010

Ben çocukken...


Mimlenmişim ben, yanıtlarken çok zevk aldım... Umarım okuyanlar da zevk alırlar...

1-Sizi mimleyen kişiye link veriniz lütfen :

2-Çocukluğunuzda anne ve babanızla (ya da aile büyükleriyle) yapmış olduğunuz ve sizi siz yapan şeylere katkısı olan bir olay, bir aktivite, bir eylem… Ve hangi yönünüze katkıda bulunduğu…

Pazar kahvaltılarımız… Babam yalnız Pazar günleri evde olduğundan o günlerin kahvaltı keyfi bana hep sıcacık bir aile olmanın anlamısını ve önemini öğretti sanırım. Pazar sabahları biz uyanır uyanmaz annemlerin yatağına girer, onları da uyandırırdık hemen. Annem öncelikle kalkar sobayı yakar, evi ısıtırdı.. Ev ısınmadan ve sofra kurulmadan yataktan kalkmazdık.. Kahvaltıda hep özel bir şeyler olurdu : Yumurtalı ekmek ya da tost ya da patates kızartması gibi.. Tatları annem yaptığı için midir bilmem muhteşem gelirdi, halen daha annemin bazı özel yemeklerinin tadını kimselerde bulamam.. (En basitinden patates kızartması bile farklı olur).
.
3.Çocukken oynamayı en çok sevdiğiniz oyun ve oyun aparatı?
.
Galiba en çok lastik oynamayı severdim. Bildiğiniz (hatta yeni kuşakların bilmediği) d.on lastiği ile en az 3 kişiyle oynana bir oyundu.. Çok severdim. Bir de kız kardeşim Figen ile evde 5taş oynardık..

4.Sokakta oynar mıydınız?

Hem de çokkkkkk… Şanslı çocuklardık biz bence.. Oturduğumuz sokaktan araba geçmezdi ya da çok nadir geçerdi.. Evler birbirine yapışık apartmanlar değil, bahçeli müstakil evlerdi.. Her evin bahçesinde dadanabileceğiniz en az 1 meyva ağacı olurdu.. Çok ama çok zevkliydi sokakta vakit geçirmek.. Babam gelmeden eve girerdik mutlaka, tek kural buydu..
.
5-Çocukluğunuz ve ilk gençliğinizle ilgili keşke farklı olsaydı dediğiniz bir durum/olay…
.
Biz bahçe içinde 3 ayrı evde yaşayan ama hiç çok yakın ve sıcak olamamış bir aileydik. Diğer evlerde amcamlar ve halamlar yaşardı.. Büyüdükçe arkadaşlarımın ailelerinde görüp özendiğim hep beraber yenen uzun ve gürültülü bayram yemeklerine, akran kuzenlere geçirilen vakitlere hep gıpta ederek baktım. Şimdi oğlumun da çekirdek değil geniş ve samimi bir ailede yer alması için elimden geleni yapıyorum.
.
6-Çocukluk ve ilk gençlikle ilgili iyi ki böyle olmuş dediğiniz bir olay…
.
İyi ki kardeşim olmuş diyebilirim. Aramızda 2 yaş var sadece ve hep kardeş değil arkadaş gibi olduk, halen de öyleyiz… Hatta bir de ablam ve abimin olmasını isterdim sanırım.
.
7-Varsa çocukluk dönemine dair bugünü etkileyen bir olay, anı.
.
Annem fıtık ameliyatı olmak için hastaneye yatmıştı ve kardeşimle bana bakmak üzere rahmetli teyzem bize gelmişti.. Bir gece hastaydım herhalde ateşlendim.. Babam aldı beni kucağına gece karanlıkta düştük yola.. Yağmur yağıyordu ve boğazım acıyordu.. Şimdi ne zaman babama kızsam, istemeden sinirlensem, sakinleştikten hemen sonra pişmanlıkla birlikte bu sahne gelir aklıma.. Babam beni kucaklamış hastaneye götürüyordu, soğuktu ve yağmur çiseliyordu…
.
Toprak'ın annesine çok teşekkür ediyorum, zor gibi görünen ama çok zevkle yazdığım bir mim oldu.. Ben de Hülya'nın Tuna'sını, Girno'yu ve Birben'i mimliyorum.. Buyrun buradan yakın...

16 Şubat 2010

Geniş aile mi? Çekirdek aile mi?

Bu hafta Annelerin Dünyası'nda bunu tartışıyoruz..

"Kalabalık aile sendromu"

Çekirdek ailenin sıcaklığı mı yoksa kalabalık ailenin eğlencesi bol halleri mi daha çok cezbediyor?

Önce kendi yaşamımızı sonra olması gerekeni yatırıyoruz masaya.

Büyükler tarafından şımartılan bebeler yanlızlıktan bunalan bebelere karşı!

Babalar ve bebeleri...

Bu hafta Galeri Anne'de babalar ve bebeleri var.. Yukarıdaki benim fotoğrafım, diğeri için lütfen buradan buyurun...
Hatta misafirimiz olun, bize editorgaleri@gmail.com adresten mail atın, fotoğrafınızı yayınlayalım...

22. ay hatırası...

Tarihe not düşüyorum yine.. Bugün yani 16 Şubat 2010 tarihinde tam olarak 22 ayını doldurmuş bir kuzum var benim.. Duyduğu her kelimeyi söylemeye çalışan, 2 yaş sendromuna çoktan girmiş, bazen asabi ve hırçın ama genelde pamuk helva kıvamında, tatlı mı tatlı, dünyalar güzeli bir bebeksin sen hala..


Bu resimde ise 2 günlüksün henüz.. Hemşire abla yıkamış seni, annen başında, baban kadrajın diğer ucunda.. Hemşireyi vurmayı planlıyordum o anlarda seni öylesine ağlattı diye.. Hep ağlarlar demişti oysa sen evdeki banyolarımızda hiç ağlamadın bir daha.. Demek daha müşvik ve sıcak eller istermişsin gül kokulu ipek tenine değecek…

Geçen 22 ayda ne çok büyüdük ve ne çok şey öğrendik değil mi hep birlikte ? Sen acemi, anne-baban acemi.. Zor oldu önce kaynaşmamız.. Ama sen tek tek tane tane öğrettin bize önce anne-baba olmayı, sonra sabretmeyi, uykusuz da yaşanabileceğini, gülmeyi, konuşmayı, yürümeyi…

Ka.ka yapabilmenin, gaz çıkarabilmenin ne değerli birer süreç olduğunu, uykun gelince sadece gözlerinin değil kaşlarının bile kızardığını, ateşin çıkınca al al olan yüzünün huzursuz kıvrımlarını, popon pişik olunca bizim canımızın yandığını, bir yerin uf olunca bir minicik öpücüğün ne kadar şifalı gelebileceğini hep senden öğrendik ve öğrenmeye de devam ediyoruz…

Nice 22 aylarında hatta yaşlarında sen öğretmeye, biz öğrenmeye devam edeceğiz inşallah.. Sağlıkla ve mutlulukla…

02 Şubat 2010

Temiz temiz tertemiz...

Evet sonunda amniyosentez sonuçlarımız çıktı... Sonuçlar tertemiz yani iki numaralı oğluşum misler gibi sağlıkla büyüyor annesinin karnında..

İçimizin nasıl rahatladığını bu haberle nasıl havalara uçtuğumuzu anlatmama gerek yok herhalde..

Yorum bırakan, arayan soran tüm dostlara sevgiler ve teşekkürler.. İyi ki varsınız..

Şu anda dış kulak enfeksiyonu nedeniyle cuma gününden beri çektiğim kulak ağrılarının, 5 gündür geçmeyen baş ağrımın, yemek yiyemememin, konuşamamamın, uyuyamamamın, değiştirdiğim üçüncü kbb uzmanıyla henüz bugün ancak başladığımız antibiyotik enjeksiyon tedavisinin hiçbir önemi yok artık.. Hava kötü ama haberler güzel değil mi?.. Daha ne olsun...

El bebek gül bebek gel bebek gel...

23 Ocak 2010

Güzel haberlerimiz var...

Perşembe akşamı Atıl beye gittik, önce rutin detaylı ultrason incelemesini yaptı. Sonuçlar süper, hiçbir kromozom anomalisi marker'ı pozitif bulunmadı. Bu demektir ki dedi eğer dörtlü test sonuçları da negatif çıksa idi yaşıma rağmen amniyosentez önermeyecekmiş. Ama dörtlü test sonuçları pozitif olduğu için amniyosentez yapmalıyız dedi.. Kendi doktorumuza olduğu kadar ona da güvendiğimiz için hemen kabul ettik ve operasyon yapıldı.
Yaklaşık 40 cm boyundaki iğneyi hemşirenin elinde görünce korkmadım desem yalan olur ama itiraf etmeliyimki hayatımda eli Atıl bey kadar hafif bir doktora hiç rastlamadım. İğnenin girdiğin zerre kadar hissetmedim. Sonrasında ise ilerlediğini hissettim ama acı duyarak değil. Hemşirenin de yardımıyla çabucak bebeğime değmeden 3 şırınga sıvı aldılar. 2-3 dakikada oldu bitti hemencecik..
Şimdi sonuçları laboratuvara verdik. 2 hafta sonra çıkacaklar. İçimdeki ses artık daha umutlu, bebeğim sapasağlam doğacak biliyorum ve inanıyorum buna tüm kalbimle..
Bu konuyla ilgili olarak yazdığım önceki 2 yazıma yorum bırakan, dua eden herkese teşekkür etmeliyim yeniden.. Gerçekten yanımdaymış da bana sıkı sıkı sarılmışsınız gibi hissettirdiniz, güç verdiniz.. İyi ki varsınız..

21 Ocak 2010

Büyük gün...

Büyük gün geldi çattı sonunda, bu akşam saat 19:00 da Atıl beyde olacağız. Gerisini ise onun tecrübesine, muayene bulgularına ve tabi yönlendirmesine bırakmak taraftarıyız. Doktorlarımıza güveniyoruz, maddi-manevi kendi çıkarları için böyle şeylere kalkışmayacak insanlar olduklarını düşünüyoruz.
Dün gece hiç uyuyamadık, yatmadan önce duş aldım, kitap okudum, ama yok uyku tutmadı saatlerce.. Gözlerim kapandı bir süre sonra ama bilincim hep yerinde ve sabah olsa da işe gitsem, hemen akşam olsa diye geçirdim içimden. O. da uyuyamadı hiç yanımda biliyorum, sabah nedense ikimizin de midesi bulanıyordu kalktığımızda..

Aşağıdaki yazıma yorum bırakan, bırakmayan, mail atan, arayan, iyi dileklerinin, dualarının ve kalplerinin bizimle olduğunu söyleyen tüm arkadaşlara çok çok teşekkür ederim. Gerçekten o kadar iyi geliyorsunuz ki böyle zamanlarda.. Tamamen karşılıksız ve bence harika bir ilişki bu. İyiki yazıyorum burada, iyi ki varsınız..
Biliyorum pozitif düşünmem lazım, evrene pozitif duygular yollamam lazım ki herşey iyi olsun.. O nedenle içimi ferah tutmaya çalışıyorum. Operasyonun kendisinden zerre kadar korkmayan ben, sonuçları için ölesiye korkuyorum, iki numaradan vazgeçme ihtimalini düşündükçe beynim uyuşuyor sanki ama bunu burada yazmak dışında kimseyle de paylaşamıyorum.
Biliyorum herşey çok güzel olacak.. Ha hayret...

18 Ocak 2010

Nahoş...

Dörtlü testimizin sonucu malesef 1/12 olasılıklı olarak yani pozitif çıktı. Perşembe günü detaylı ultrason ve muhtemelen amniyosentez operasyonumuz yapılacak.

Başım ağrıyor..

15 Ocak 2010

Yok daha neler...dememek lazım...

Bugün yemekten dönerken önünden geçtiğim bir kuyumcunun vitrininde alakasız birşey dikkatimi çekti. Geri döndüm ve baktım ki kuyumcu vitrininde bebek emziği var.. Nasıl yani dememe kalmadan dehşetle farkettim ki emziğin dışı altından yapılmış..
Oha diyesim hatta çüşş diyesim geldi ama demedim. Ofise gelene kadar düşündüm durdum.
Acaba hangi tasarımcı akıl etti bunu?
Hadi tasarımcılar uçuk kaçık olurlar genelde, aklıselim hangi üretici üretti?
Hadi onlar üretti diyelim kim alır ki bunu çocuğuna Allah aşkına?
Ülkemizde insanlar kendi çocuklarına dilenmeleri için işkence edip ölüme terk etmiyorlar mı acaba? Kim alır takar böyle bir şeyi el kadar yavrusuna? Korkmaz mı yavrusuna zarar verilmesinden ya da ne biliyim kaçırılmasından? Yoksa el kadar bebeği korumak için bir de koruma mı tutulmuştur çoktan?
Böyle düşüne düşüne ofise geldim ve bir de g.oogle amcaya danışayım dedim? Meğer o emziklerden bu güne kadar 187 adet satılmış bile benim ülkemde.. Yani 187 aile bebeğine altın başlı ve saplı emzik almış... Hatta arama yapınca şu yukarıdaki modelini de gördüm, her tarafı elmas imiş. Fiyatı da 17.000$ mış.
Dumur oldum, düşünmekten vazgeçtim, yazayım bari dedim..

11 Ocak 2010

Deveye sormuşlar...


Zat-ı muhterem hükümet hazretlerinin yeni tasarısı çok ilginç.. Kadın çalışanların 5 günlük regl süresince izinli olmaları durumu sözkonusu..

Yıllardır böyle muayyen günlerimde evde kalıp yatak döşek yatmayı hep hayal etmiş biri olsam da bunu duyunca aklıma geldi birden.. Deveye “Boynun neden eğri ?” diye sormuşlar.. “Nerem doğru ki diye yanıtla ?”mış…

Sanki ülkemde kadınlar ilgili her türlü fırsat eşitliği ve kadın olmaya yönelik her türlü rahatlık sağlanmış da bir bu kalmış..

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu der ki : "Memura doğum yapmasından önce 8 hafta ve doğum yaptığı tarihten itibaren 8 hafta olmak üzere toplam 16 hafta süre ile aylıklı izin verilir. Çoğul gebelik halinde, doğumdan önceki 8 haftalık süreye 2 hafta süre eklenir. Ancak sağlık durumu uygun olduğu takdirde, tabibin onayı ile memur isterse doğumdan önceki 3 haftaya kadar işyerinde çalışabilir. Bu durumda, memurun çalıştığı süreler, doğum sonrası sürelere eklenir. Yukarıda öngörülen süreler memurun sağlık durumuna göre tabip raporunda belirlenecek miktarda uzatılabilir. Memurlara, bir yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için günde toplam bir buçuk saat süt izni verilir. Süt izninin kullanımında annenin saat seçimi hakkı vardır." şeklinde ve 108 inci maddesinin üçüncü paragrafı "Doğum yapan memurlara istekleri halinde 104 üncü maddenin (A) bendinde belirtilen sürelerin bitiminden itibaren 12 aya kadar aylıksız izin verilir." şeklinde değiştirilmiştir.

Mesela bir öğretmen bayan iseniz ve çocuğunuza daha fazla vakit ayırmak isterseniz doğum izninizi sonuna kadar kullandıktan sonra bile 1 yıla kadar ücretsiz izin kullanabilirsiniz ve kimse size bunun hesabını soramaz, ayrıca döndüğünüzde işiniz de sizi beklemektedir, “patronun” sizi işten çıkarıp başkasını alma ihtimali yoktur..

Peki özel sektörde çalışan anneler için bu geçerli midir? Tabiî ki :HAYIR!!!!

Çünkü biz zavallı özel sektör anneleri normal doğum iznini geçtim, aylık rutin gebelik kontrollerimizi bile hafta sonuna bırakırız ki “patron” mırın kırın etmesin… Ayrıca bırakın ücretsiz izin kullanma ihtimalimizi, biz kanuni hakkımız olan doğum izni ve süt iznimizi bile çekinerek isteriz.. Çünkü biliriz ki ne bitirdiğimiz üniversite diploması ne de yıllardır verdiğimiz emek, “patronun” ya da “kraldan çok kralcı” olan yöneticimizin bizi aslında bu sebeple ama “verim düşüklüğü” gibi abuk bir nedenle kapının önüne koymasına mani olamaz.

Pehhhhhhhhhh….