31 Aralık 2010

Emzirme Reformunu Des-tek-li-yo-rum...


Sevgili Çiğdem sobelemiş beni. Üstelik konu çok önemli ve hassas.. Oldukça gecikmiş olmakla birlikte yine de cevap vermek boynumun borcudur.


(1) Türkiye’de ilk altı ay sadece anne sütü alan bebeklerin oranı sizce yüzde kaç? (*)

Kişi herkesi kendi gibi bilirmiş misali bu oranın %70-80 lerde olacağını düşünmüştüm ama sadece ve sadece %1,3 (*) müş.. İnanılır gibi değil, her 100 anneden sadece 1,3 tanesi bebeğini ilk 6 ay emziriyormuş. Çok acı bence.. Eğitim şart..

(2) Siz bebeğinizi ne kadar süre anne sütü ile beslediniz?

İlk oğlumu 20 ay emzirdim ve o sırada hamile kaldığım için doktor yönlendirmesi ile ve içim kan ağlayarak memeden ayırdım. İkinmi oğlum ise şu an 6,5 aylık ve halen anne sütü alıyor. İlk 6 ay sadece su bile içmeden sadece anne sütü aldılar her ikisi de..

(3) Kaç ay doğum izni kullandınız?

İlk oğlumda 16 haftalık doğum izni + 1 ay süt izni + yıllık 2 haftalık iznimi kullandım ve sonrasında işten çıkarıldım. Ama kötü niyetli bir olay değildi, sözleşmeli olduğumuz için olası bir durumdu ve bu oğluma yaradı, 14. Ayına kadar iş bulamadım ve doyasıya emziedim kumu. İkinci oğlumda ise yukarıdaki ziinlerin tamamını kullanıp işe döndüm. Halen de haftada 2 gün çalışmıyorum ve ofise geliş gidiş saatlerim sınırlı değil..

(4) Yasal süt izninizi kullanabildiniz mi?

Şirketim süt izni için bir problem çıkarmıyordu. Ben de her iki oğlumda da topluca kullanma yolunu seçtim.

(5) Emzirdiğiniz ya da süt iznini kullandığınız için iş yerinde mobbing (tepki, işi bırakmanız için baskı) ile karşılaştınız mı?

Hayır karşılaşmadım. Hem de hiç..


(6) Bebeğinizi toplum içinde, dışarıda emzirmeniz gerektiğinde sıkıntı yaşadınız mı?

Hayır yaşamadım. Bebeğimi aç bırakacağıma her yerde emzirmeyi uygun gördüm. Arabada, sahilde, avm’de, parkta her yerde emzirdim..

7) Emzirme konusunda desteğe ihtiyacınız oldu mu? Gerek emzirme danışmanlığı, gerekse psikolojik olarak yeterince destek bulabildiniz mi?

Hem de nasıl… İlk oğlumda tam 3 ay boyunca göğüslerimdeki yaralar hiç geçmedi ben hep ağlayarak emzirdim ama hiç vazgeçmedim.. İkinci oğlumda ise daha tecrübeli idim ve sorun yaşamadım.. En büyük destekçim ise her zaman eşim oldu.. Ben emzirirken sürekli sıvı takviyesi yaptı, hiçbir gece beni emzirirken yatmadı, yanımda bekledi.. Hepsi geçecek diye hep teselli et beni ve geçti.

(8) Emzirdiğiniz süre boyunca etraftan “sütün yetmiyor, mama ver, bu çocuk meme emmek için çok büyük” şeklinde baskı gördünüz mü?

Evet evet evet… Ama kimseyi dinlemedim, direndim ve başardım..

(9) Emzirme Reformu’nu biliyor musunuz? Sizce Emzirme Reformu neden gerekli?

Elbette biliyorum. Ve destekliyorum !! Emzirme Reformu gerekli ; Çünkü hamilelik, doğum, lohusalık, emzirmek zaten kendi içinde zor süreçlerdir bu aşamalarda sadece ailemiz değil, kanunlar da anne-bebeğinin yanında olmalı diye düşünüyorum. Oysa ülkemizde kanunlar her zaman olduğu gibi güçlüden yani, işverenden yanadır.

(10) Emzirme Reformu’nu web sitesinde desteklediniz mi? Destek olmak için www.emzirmereformu.com adresindeki formu doldurmanız yeterli.

Destekledim.


Yukarıdaki soruları yanıtladıktan sonra, veri takibi yapabilmek açısından yazınızın linkini bilgi@emzirmereformu.com adresine gönderiniz.

(*) Türkiye’de ilk altı ay sadece anne sütü alan bebeklerin oranı yüzde 1,3. (Kaynak UNICEF Türkiye). Annelerin yüzde 98′i doğumdan sonra emzirmeye başlıyor, fakat ilk iki aydan sonra genel emzirme sorunları veya işe başladıklarında yaşadıkları sıkıntılar nedeniyle emzirmeyi ve anne sütüyle beslemeyi sonlandırabiliyorlar.

Ben de eksik kalmayayım, Toprak'ın annesini mimliyorum..

29 Aralık 2010

Lösev ve Kent Projesi

Bugün üye olduğum mail gruplarından birinden geldi bu mesaj. Aynen aşağıya kopyalıyorum..



-----------
Arkadaslar,

Kampanyamiz hizla ilerliyor. Ama zamanimiz cok az. Bugun de losemili
bir cocuk basvurdu. 6/6 tam uyumlu verici kardesi olmasina ve hastanin
yasamasi k emik iligi nakline bagli olmasina ragmen nakil yaptiracak
hastane bulamiyor. En yakin 3 ay sonrasina randevu veriliyor. Yani bir
anlamda beklerken öl deniliyor.Bunun icin zamanimiz yok. Ben
utaniyorum.Ama ne yapacagimi da sasirdim. Gercekten bu insanlar bu
kadar duyarsiz mi.Ya da bir tek biz mi telaslaniyoruz. Acaba biz de mi
3 maymun olmaliyiz ki aksam rahat uyuyalim.Hayir , olamaz. nsanlik
henuz olmedi. Ya gercekten bizim cok yakinimiz birisi yasayacakken goz
gore gore olse biz ne yapardik.Insanlar katil olur yahu.


Haydi tuslara daha fazla dokunalim ve bu sayiyi kisa zamanda 1 MILYONA
cikaralim, sonra da 5 milyona.


Sesimizi basin bile duymuyor, siyasiler nasil duysun?


Elinize saglik. Kolay gelsin.


Dr . Ustun EZER Yonetim Kurulu Baskani
LOSEV Losemili Cocuklar Vakfi
------------------------------------------------


Ülkemizde kanser illetine yakalanmış nice yavrucak var ki, uygun ilik bulunduğu halde SADECE İLİK NAKLİ YAPILACAK HASTANEDE BOŞ YATAK OLMAMASI NEDENİYLE ÖLÜYORLAR...



Şaka gibi değilmi? Ama şaka değil.. Zehir gibi bir gerçek bu.



Ve Lösev var, kurulduğu günden beri canla başla bu yavrucaklar için çalışan didinen.. Bir hastane kompleksi yapalım diyorlar, her türlü kaynağı bulmuşlar, tek eksikleri boş bir arazi.. Hükümetin yaptığı ise daha da şaka gibi.. 3 kez söz verilmiş ama halen bir gelişme yok.. LÖSEV TAM 4 SENEDİR BOŞ ARAZİ BEKLİYOR...


Peki bizim elimizden ne gelir derseniz? Tıklayın şuraya, destek olun, bir kaç satır birşeyler yazın. Sesimiz duyulsun.. Bu kepazelik sona ersin.. Her aileye 3 çocuk önermekten ziyade elimizdeki avucumuzdaki yavrularımızı koruyalım...

2011 dilek listesi


Annelerin Dünyasında bu hafta 2011 den beklentilerimizi yazıyoruz..

Okumak için bekleriz hepinizi..

23 Aralık 2010

Babamın ardından...

Nereden başlamalı yeniden yazmaya hiç bilemiyorum aslında. Sanki bin yıldır yazmıyor gibi hissediyorum kendimi. Bir o kadar da özledim aslında yazmayı.. Bu nedenle karmakarışık, sırasız tuhaf, kuralsız bir yazı olacak bu..
Babamı kaybettikten sonra ilk kez kabrine gittik dün annem ve kızkardeşim Figen'le birlikte.. Çok tuhaf bir dinginlik ve üzüntü hisettim.
Ama önce babamla ilgili yazmam gereken şeyler var, anlatmam lazım...
2,5 senedir biliyorduk babamın kanser denen illete yakalandığını, mesane kanseri idi.. defalarca sistoskopi yapıldı, teşhisten sonra kendi doktoru ameliyat dediğinde inanmadık ona, iyiki de inanmamışız. hemen akabinde internetten araştırarak 3 ayrı profa götürdük babamı, hepsi aynı şeyi dediler, o ameliyatı kaldıramayabilir. hatta bir tanesi meşhur doktor vurdumduymazlığı ile şu cümleyi kurdu : "ben cerrah olarak süper bir ameliyat yaparım ama babanızın akciğerleri sönerse masadan kalkamaz...."
Vazgeçtik ameliyattan ve kemoterapi destekli ışın tedavisini seçtik. babam toplamda bir ışın tedavisi ve bir kür de kemo gördü. İkinci kemoyu tamamlayamadı. çünkü kanser karaciğerine sonrasında da kemiklerine sıçramıştı. son bir ay içinde ise kanserin beyinciğe de sıçradığını öğrendik. nasıl sıçramasın ki haftalarca kemoya başlayamadık karaciğer yetmezliği böbrekleri de işlevsiz bırakınca..
10 kasımda hastaneye yatırdık babamı, 26 kasımın ilk saatlerinde de kötü haber geldi...
Son gününde odasında tuvalete götüremedik annemle, hastabakıcı çağırdık yardıma.. halbuki o güne kadar gidiyordu tuvaletine kendisi yardımımızı alarak..
O gün hastane yemeğini beğenmediğinden balık istedi benden, çinekop ızgara olsun dedi.. kardeşimle dönüşümlü olarak hastaneye gidiyorduk ve annem hep yanındaydı.. yarın dedim figen getirir balığını, eğer o getirmezse cumartesi ben getiririm dedim. parmaklarıyla saydı günleri bir bir ve cumartesine çokkkk var kızım dedi.. O an kalk dedi içimdeki ses, kalk ve balık bul babana.. Fırladım gittim kadıköye, girdim balık pazarına, bir balıkçı buldum hem satan hem pişiren.. hemen verdim siparişi beklerken de yine oradaki manavda gördüğüm ve bir gece önce babamın annemden istediği taze siyah üzümleri aldım, balıkları aldım, koştum hastahaneye.. Balıklara çok sevindi, hemen birini temizledim, yavaş yavaş yedi, bir dal roka yedi, bir de çeyrek limon koymuşlar pakete onu yedi dış kabuğunu soyarak.. sonra üzümleri yıkadık, 3 tane de üzüm yedi.. ve bunu yazrken halen inanasım gelmiyor ama bu dünyadaki son rızkı bunlar oldum babamın. şimdi düşünüyorum da eğer o balığı ona yedirememeiş olsaydım, hayatım boyunca vizdan azabı çekecektim sanırım...
İnsanın kendi ya da sevdiklerinin ölüm zamanını bilmemesi aslında ne büyük lütuftur bize.. Bilseydik akıl sağlığımızı koruyabliirmiydik acaba? sanmıyorum...
Akşam üzeri hastaneden ayrılırken 1 gün sonra babamı yeniden göreceğimden ne kadar da emindim halbuki.. oysa çevremizdeki herkes -doktorlar da dahil- kurban bayramını çıkarabilirse ne mutlu diyorlarmış ardımızdan.. yani herkez sezmiş de sadece annem, Figen ve ben anlamamışız son dönemece girdiğini.. çünkü ölüm bir yakınınıza hiç yakışmıyor. ölüm soğuk, ölüm uzak.. halbuki o gün doktorumuz annemle de benimle de ayrı ayrı konuşmuştu ve diyaliz vs hiçbirşeyin aslında bu noktadan sonra çok da işe yaramayacağını, son noktaya geldiğimizi anlattı uzun uzun.. eve mi götürsek dediğimde ise babamın kansere bağlı ağrılarının daha başlamadığını ve o ağrıları hastanede morfin türevi ilaçlarla kendilerinin azaltabileceğini ama evde bizim elimizden fazla birşey gelmeyeceğini anlattı. konuşmanın sonuna doğru ne kadar zamanımız var dediğimi hatırlıyorum.. 1 ay dedi doktor.. max.1 ay..
Aynı gece babam gece 11 gibi fenalaşınca beyinciğe sıçrayan kanser nedeniyle bilincini yitirince yoğun bakıma kaldırıldı. annemi eve getirdik tabi çok korkmuştu o da.. tansiyonu evde 22 idi. hemen limonlu yoğurt yedirdik ve 17 ye düşünce de yatırdık annemi.. biz eşimle başımı yastığa koyar koymaz da hastaneden aradılar gelin dediler.
Yine konduramadan gittik hastaneye, yoğun bakım doktoru, babamın kalbinin durduğunu şu an müdahalede bulunduklarını anlattı kendinizi hazırlayın dedi.. o an ne hissettim hatırlamıyorum, sendelediğimi ve bir sandalyeye oturtulduğumu hatıorlıyorum sadece.. hala inanamıyordum.. kapıda beklerken figenleri aradık. 15 dakika sonra da kötü haber geldi zaten.. içim boşaldı işte o zaman.. bir gebenin içinden kopup gelen doğum anı gibi içim boşaldı, ruhum üşüdü.. derken figenler geldiler, kardeşimin o ilk bakışını ömrümce unutmayacağım, kötü sonu sorar gibi, inanmak istemezmiş gibiydi gözleri.. sarıldık....
Sonra sanki kendimizi bırakmamız için tanrım bir işaret etti bize.. biz babamın naaşını son bir kez görebilmek için oarda beklerken bir başka grup geldi, hepsi gencecik bir sürü insan.. kızlardan biri "olamaz", böyle bitemez.. meğer tiyatro ve dizi sanatçısı Onur Bayraktar da orada o gece vefat etmiş. onları görünce ister istemez içimden "allah sıralı ölüm versin" dedim sanırım.
Şimdi babamın yaşını soruyorlar bana, ne anlamsız bir soru.. babam 79 yaşındaydı ama o benim babamdı yaşının ne önemi olabilir ki? paylaştıklarımızı etkilermi ki bu? hayır.. kesinlikle hayır..
Sonrasında babamı morga götürdük görevlilerle birlikte.. son bir kez gördük onu o kapının önünde.. O esmer kara adam girmiş bembeyaz akça pakça biri vardı o sedyede.. gözleri daimi istirahatine hazırlanırmışcasına sımsıkı kapanmıştı dudakları sanki gülümsüyordu.. çok güzeldi, sıcacıktı, ölüm hiç ama hiç yakışmamıştı koca çınarıma...
ve arkasından birbirinden iğrenç ve anlamsız birsürü bürokratik iş.. babamı 26 kasım akşam üzeri 17:30 gibi Kınalıada camisindeki morga yatırabildik..
babam sağlığında bir gün vakti geldiğinde ölünce adaya gömülmek istediğini söylerdi.. ama gel görki adadaki mezarlık 2 sene önce dolduğu için kapanmıştı.. 1,5 gün süren canhıraş çalışmalar sonucu güç bela kınalıadaya gömülmesi için özel izin çıkarıldı.. Bu kez de yer bulmak sorun oldu.. Boş bulunarak kazılan 3-4 mesar yerinde de kemiklere rastlandığı için vazgeçildi. son olarak heybeliadaya gömülmesine karar verildi ama bu kez da 27 kasımdaki lodos nedeniyle vapur seferleri iptal oldu ve adaya kimseler ulaşamadı.. aslında iyi ki de öyle oldu, o gün adada olan kuzenim sayesinde son bir mezar yeri kazdırıldı ve uygunluğu tespit edilince de babamı kendi adasına, Kınalıadaya defnedebildik ertesi gün..
İşte dün babamı ziyerete gittiğimizde tüm bu olanlar yeniden geçti gözümün önünden ve bu kez kesin olarak idrak ettim babamın öldüğünü.. Her taşında her tuğlasında babamın alınteri ve emeği bulunan eve onsuz gitmek içimizi burktu.. Eşyalarını toparladık, Darülacezeye teslim ettik.. Şimdi görevimizi tamamlamış gibi hissediyorum kendimi.. sırada kırk duanı okutmak ve seni haberdar eylemek var.. o da olacak inşallah..
Babam, koca çınarım, emanetin annem başımızın tacıdır her daim.. Torunların ise canımızdan birer parçadırlar... Gözün arkada kalmasın, rahat uyu, mekanın cennet olsun inşallah...

27 Kasım 2010

Babam için sözün bittiği yerdeyiz...

Mehmet Dülger
1931 - 2010
Canım babacım, mekanın cennet olsun inşallah... İçimde nasıl bir boşluk açıldı tarif etmem imkansız.. ve o boşluk hiç dolmayacak artık biliyorum. Tek tesellimiz acı çekmeden ayrılman bu dünyadan.. Bilsen nasıl güzeldin morga giderken, ölüm hiç yakışmamıştı sana... nurlar içinde yat babişkom.. koca çınarım...

02 Kasım 2010

I have a dream...

Mutluluk; banyodaki üç diş fırçasına bakıp,
dördüncüyü hayal ederken gülümsemektir...

12 Ekim 2010

Anne İş-te...

Doğum yaptığım gün bile hastanedeki lohusa yatağımdan yazmak için direnmeme rağmen niye bunca haftadır bu bloğa tek satır yazamadığımı inanın bilmiyorum.
Doğum izninde olmak, evde sürekli dengeleri bulmaya çalışmak demek sanırım o nedenle.. Kısaca özetlemek gerekirse, Kasım ayında işe başlayacağım ama bu hafta ofisteyim. Bana ihtiyaçları olduğundan çağırdılar ve itiraf ediyorum koşarak geldim.
Ekim ayı itibariyle bakıcımız da işbaşı yaptı ve ben biraz olsun nefes alabildim evde.. Tek çocuğu olanlara söylüyorum, tek çocuk hiç çocuktur. Yapın ikinciyi de görün hanyayı konyayı... (Bu laftaki Hanya neresidir acep?)
Neyse lafı dağıtmayalım, Emine hanım yani bakıcımız 13 yıldır çocuk bakıyor, referansları güvenilir ve doktorumuzun tavsiyesi olan bir danışmanlık şirketi vasıtasıyla geldi bize.. Şimdilik herşey yolunda ve umarım hep böyle gider. Ondan Erdem'e bakmasını, Emre'ye gerekirse gözkulak olmasını (çünkü Emre üst katımızda oturan babaannede vakit geçiriyor daha çok), çocukların çamaşırlarını ütülemesini ve bize ve çocuklara yemek yapmasını istedik. Çok gerekli olduğunda da şöyle bir süpürge açıyor. Temizlik için her hafta gelen başka bir yardımcımız olduğundan başka birşey istemedik. Şimdilik maşallahı var ve muhteşem yemekler yapıyor:-)
Evde işler eğer Emre de bizimle ise zor oluyor çünkü halen kardeşine zarar verme aşamasındayız. Sürekli olarak Erdem'i Emre'den korumamız gerekiyor. Olay artık sadece Erdem'i değil, kendimiz ve hatta Emre'nin kendisini bile kendisinden koruma boyutuna geldi ki, sormayın gitsin. Emre gayet hareketli, zeki ve hızlı bir çocuk. Hal böyle olunca speedy gonzales modu herkesi çok yoruyor.
Geçtiğimiz iki haftanın en sevindirici olayı babamın sağlığının biraz olsun iyiye gitmesiydi. İkinci parti kemoterapi görüyor babam ve oldukça zor günler geçirdik ailecek. Şimdi daha iyice.. Hatta bu hafta adada evimizde yeni tamiratlar bile yapmış ki değmeyin keyfimize...
Beni sorarsanız da evdeki üç adamla aslında gayet memnunum hayatımdan. İkinci çocuk evet çok zor ama o kadar güzel ki anlatamam. Kendini nasıl da sevdiriyor velet, nasıl tatlı.. İyiki olmuş, iyi ki bizi seçmiş kuzucuk.
Şimdilik bu kadar be sevgili blog. Gidip süt sağmam lazım, sütüm ancak yetiyor beyfendiye.. bakalım yeni günler neler getirecek bize...

04 Ağustos 2010

Bizim evin halleri



Erdem kuzum banyoda...

Oğluşum ve ben uykucuyuz uykucu....


Erdem oğlum gezmelerde...


Erdem kuzum annesini emmiş emmiş, uykuya dalınca ağzındaki sütü yutmayı unutmuş...



Emre abimiz Erdem kardeşinin emziğini almış ağzına şov yapıyor...


En sevdiğim 3 erkek işte buradalar... Bir Pazar sabahı...



Emre kuzum öğlen uykusuna yatmış..








22 Temmuz 2010

Emzirme Reformu'nu destekleyelim..


Blogcu Anne Elif arakadaşımız bir süredir bloğunda Emzirme Reformu Manifestosunu yayınlıyor ve emziren emzirmeyen herkesten de yardım bekliyor.
Ben de kendisini canı gönülden destekliyor ve beni okuyanların da haberdar olmaları için burada yer veriyorum..

Lütfen şu adrese gidin, bir yorum bırakın ve "Destekliyorum" deyin..

Ellerine sağlık Elifcim...





16 Temmuz 2010

İkinci çocuk yorarmış...

Dağıldım be günlük, ikinci çocuğun, lohusalığın, ev kadını olmanın, birinci çocuğun kıskançlıklarının, ailedeki sağlık problemlerinin arasında dağıldım ben itiraf ediyorum...

Doğumdan önceki en büyük korkum gerçek oldu, Emre kuzum çokkk ama çokkkk kızkanıyor kardeşini.. Özellikle benden hatta sadece benden.. Onu kucağımda tutmama, emzirmeme, yanımdaki yatakta yatırmama dayanamıyor resmen.. Ve işin kötüsü şiddet kullanıyor.. Eve üçümüz yalnız kaldığımızda tek amacım Erdem'i Emre'den korumak oluyor..

Neyseki babaannemiz üst katta oturuyor ve Emreyi günde iki kere parka çıkarmaya geliyor, alıp gidiyor. İşte o zamanlar hem vicdan azabı duyup hem de dinleniyorum, Erdem'i gönlümce sevip emzirrebiliyorum..

Babaannemiz geçen hafta tatile gittiğinde kabus oldu gündüzler..Neyseki geldi de bir nebze rahatladık.. Rahatladık derken de vicdan yapmıyor değilim ama Emre gibi aktif bir kuzu ve Erdem gibi br bebekle yalnız kalınca anladım ki yardıma ihtiyacım varmış gerçekten de.. Tek başına olmuyor.. Emre kreşe falan gitse neyse ama sürekli evde ve özellikle emzirme seanslarımızda hep kucağımda, sırtımda olmak istiyor.

Offf daraldım yani... Bu arada sürekli aklımda burayı güncelleme gereği, Annelerin Dünyası'nda yazmam gereken ve kaçırdığım yazılar ve Galeri Anne'de yayınlanması gereken fotoğraflar var.. Hiç vakit bulamıyorum, hep aklımda ama hiç elimde olamıyorlar.. Sanırım birini elemem gerekecek...

Bu arada Erdem kuzum son sürat büyüyor.. 3180 gr doğum eve geldiğimiz hafta 2810 gr a kadar kilo kaybeden kuzucuk aylık kontrolde şaşırttı bizi.. 4170 gr olmuş ve boyu da 5 cm uzamış.. Süper yani gelişimi.. Doğum yaptığım hastanedeki "sütünüz yetmiyor mamaya başlayın" diyen çocuk doktoruna kapak olsun bu da... Halen o kadar kızgınım ki o kadına aklıma geldikçe mama önerisi, tüylerim dikiliyor resmen.

Son olarak babam da hastahanede yatıyor, kanamanın nedenini bulmaya çalışıyorlar ve kan takviyesi yapıyorlar.. Aklımın bir bölümü de onunla ama istediğim kadar sık gidemiyorum yanına, iki çocuğu birden bırakmak zor zira...

Kafam, kalbim hep dağılmış durumda.. Hergün yapılacak işler aklımdan geçiyorlar bir bir... Liste günlerdir azalmıyor hep çoğalıyor ama:-(

Maillere bakılmalı,
Blog güncellenmeli
Annelerin Dünyasına yazı yazılmalı
Fotoğraf çekilmeli
Yemek yapılmalı
Babam aranmalı
Emrenin kıskançlığı için destek alınmalı
Emre dişçiye götürülmeli
Erdemin sünneti ayarlanmalı
İşe başlamak için babaanneye yardımcı tutulmalı
...meli
...malı

.....

İmdattttttt......

10 Haziran 2010

Bugün ilk kez güneşe çıkardılar beni...

Erdem oğlum doğdu doğalı güneşe hasrettik.. Bu sabah mis gibi havayı görünce dayanamadık kendimizi maaile sokağa attık..
.
Bize yakın yerde "O Ağacın Altı" diye biryer var, mis gibi açık hava, İstanbul ayaklarınızın altında.. Gittik, mükellef bir kahvaltı ettik. Emre babasıyla koşturdu, ben mis gibi havanın keyfini çıkardım, Erdem ise fosur fosur uyudu, bol oksijen sarhoş etti galiba kuzuyu, emzirmek için uyandırmadım bile...
.
Bugün ilk kez maaile güneşe çıktık biz.. Çok güzeldi çok...

09 Haziran 2010

Hastahane bebek dostu ama ya doktoru?

Size bir sorum olacak?
Malum anne kişisi doğum yapmak için İstanbul Anadolu yakasının en eski doğumevlerinden biri olan Kadıköy Şifa Hastanesini tercih ederken bu hastanenin kendi içinde ve her reklamında çarşaf çarşaf yayınladığı "Bebek dostu hastahane" afişlerini görünce daha bir içi rahat şekilde kararını verir ve iki doğumunu da burada yapar.
Ancak; aynı hastanenin çocuk doktoru sıfatıyla ortada gezinen şahsiyet bebeğin 3. günündeki sarılık kontrolünde kilo kontrolü yapıp, annenin daha o sabah tek göğsünden sağdığı 80 cc anne sütünden de haberdar olmasına rağmen niçin bebeğe mama takviyesi önerir ?
a) Annenin zaten bozuk olan lohusa sinirlerini harap etmek için..
b) Ömründe şöyle temiz bir sopa yememiştir, kaşınmaktadır.
c) Lohusa kadınlarla ilgili hiç korku hikayesi dinlememiştir.
d) Şuursuzun tekidir.
e) Hepsi birden...
Buyrun oylayın efendim.. Ben günlerdir düşünüyorum cevabını bulamadım...
Hamiş : ‘Bebek dostu hastane’ ne demektir derseniz :

Anne sütünün özendirilmesine ve annelere emzirme konusunda bilgi ve doğru alışkanlıkları kazandırılmasına yönelik SB’nın çalışmaları kapsamında, doğum hizmeti veren hastanelerde emzirmenin başarılı ve yerleşik bir uygulama haline gelmesini sağlamak üzere 1991 yılında Anne Sütünün Teşviki ve Bebek Dostu Hastaneler Programı başlatıldı.

Doğum hizmeti veren hastanelerden; gebeliklerinden itibaren anne adaylarını anne sütü ve emzirme konusunda bilgilendiren, doğumdan hemen sonra annelerin bebeklerini emzirmesini sağlayan, güncel bilgilerle eğitilmiş sağlık personeli ile annelere bebeklerini nasıl emzirecekleri konusunda yardımcı olan hastaneler ‘Bebek Dostu Hastane’ unvanını alıyorlar.

05 Haziran 2010

Evden haberler...


Dün sabah saatlerinden itibaren evdeyiz.. Pedagog bir arkadaşımızın sözünü dinleyerek Emre'yi iki gün içinde de hastaneye getirdik, hem beni gördü, hem kardeşi ile tanıştı hem de hediye bisikletine sahip oldu çok sevindi..


Evde Erdem'e karşı tepkisi genelde sevmek şeklindeydi ama dün bir ara Emre babasının yanındayken ben Erdemin yanından ayrıldım, salona geldiğimde Emre Erdem'in ana kucağına vuruyordu hırsla!!!!!!!!!!!!!!!!!! Şok olduk, hemen sakinleştirdik, yalnız kalmalarının ne büyük tehlike olacağını ilk kez gördük...


Gece uykumuz sadece Erdem ile değil Emre ile de bölündü... Alışacağız ama.. Genelde iyiyiz...


Buggün hastaneye yeniden gidip Erdem'in sarılık değerine bakacağız. İnşallah fototerapi ihtiyacı oluşmamıştır..

02 Haziran 2010

Hoşgeldin Erdem oğlum...


Biz geldikkkkk... Erdem oğlum 3180 gr ve 48 cm olarak Kadıköy Şifa hastanesinde saat 09:47 de (abisi ile aynı saatte) dünyaya geldi..
Hem epidural hemde doğum operasyonumuz kolay ve çabuk gerçekleşti.
Sütüm geldi (maşallah diyelim) emdik ve uyuyoruz.
İyi dilekte bulunan herkese teşekkür ederiz. Bizden sıcak haberler yakında burada.

01 Haziran 2010

Müsadenizle bir doğurup geleyim ben...

Evvvetttt sevgili günlük, sayılı gün çabuk geçermiş diyenlere inat bir bir sayarak geldiğimiz 39w+4d . gündeyiz.. Yarın bu saatlerde gebelik hikayemiz de son bulmuş olacak.
Yeniden gazlı, pişikli, memeli ama mis kokulu günlere dönüş yapacağız... İki yıl önce, yaşadıklarımın aynılarını iki yıl sonra tekrar yaşayacağımı söyleseler inanmazdım tabi.. Kazara gebe kalanları çok bilmiş edasıyla küçümseyen ben aynı "hatayı" kendim yaptım ve o "hata" yı koklamak için saatleri sayıyorum şuan.. Demek ki neymiş büyük konuşmayacakmışsın.. Hele annelik-babalık olayları büyük laflar etmeyi hiç ama hiç kaldıramazlarmış... Kulağımıza küpe oldu aldık taktık:-)
Fazla söze hacet yok aslında.. Heyecanlıyım ve korkuyorum.. Bu sayfaları okuyan dostların yine yardımına ihtiyacımız var, dualarınız bizimle gelebilir mi yarın ki randevumuza???
Müsadenizle bir doğurup geleyim, detayları hastane odasından vermeye söz veriyorum:-)
Herşey çok güzel olacak... Değil mi?
El bebek gül bebek, gel bebek gel...............

26 Mayıs 2010

Gebelikte karaciğer kolestazı

Evet ikinci ve muhtemelen son gebeliğim biterken bu da oldu.. Geceleri ortaya çıkan yoğun kaşıntılar sonucu doktorumu aradım, o klinikteki dahiliyeciye pasladı, yeni doktor karaciğer fonksiyon testlerini yapalım dedi.. Ve bingooooo.... Ufak bir karaciğer kolstazı sahibiyiz.. Yani bu ne demek? Karaciğer fonksiyonlarında gebelikten kaynaklanan ve doğumdan sonra geçecek olan minik bir sorun var demek..
Çözümü ilaç tedavisi ancak doğumumuz yaklaştığı için ve kan testindeki değerler şükür ki çok abartılı olmadığı için şimdilik B grubu (yani gebelerin kontrollü olarak kullanabilecekleri) bir antihistaminik ile tedavi ediyoruz.. Yarın kan testi tekrarlanacak ve durum değerlendirmesi yapılacak. Çıkacak sonuçlar doğumda epidural değil de normal narkoz almam gerekirse işlerine yarayabilirmiş anestesiztlerin...
Ya sabır... ve tabi buna da şükür....

24 Mayıs 2010

Son dönemeç...


Cumartesi günü bu gebeliğimle ilgili son doktor kontrolüne de giderek, bu güzel, yorucu ama muhteşem süreci de tamamlamış sayılırım..


Tamamen sürpriz bir şekilde gelmeye karar veren ikinci kuzuyu, elimizden geldiğince huzurla ve sakinlikle buyur etmek üzereyiz gönül kapımızdan içeri..


İlk hamileliğini çok bekleyen ve çok arzulayan bir hamiş olarak diyebilirim ki ikinci hamilelik zormuş.. Önce vicdan azabı vuruyor zaten anne olan anne adayını.. 20. ayda Emre'nin memeden kesilmesi süreci tam da buna örnek teşkil etti.. Doktorumuzun baskısıyla Emre memeden koptu ama aslıdna şimdi versem anında yine başlayacak gibi görünüyor.. Sonra abi olma durumları ve daha şimdiden herkesin ona "ay sen abi mi olacaksın" sözleri feci dokunuyor bana.. Kendimi halen suçlu hissediyorum.. Yeni bebeğimizi kucağımıza aldığımızda emre kocaman görünecek ama o daha 26 aylık bir kuzu.. Çok küçük.... Ve abi olması ne onun ne de bizim bilinçli tercihimiz değildi açıkçası.. Evet düşünüyorduk ikinciyi ama bu kadar çabuk değil.. Kader demek lazım, boyun eğmek lazım bir noktadan sonra....


Reel olarak bu ikinci hamilelik çok zorladı beni.. İş, ev, evde bir kuzu... 14 ay ara verdiğim iş hayatı her ne kadar çok şanslı olsamda zorladı beni bu denklemde...


Sayılarla konuşursak cumartesi günü itibariyle Erdem bebek 3100 gr ve 50 cm. civarında.. Ben +5.5 kg almış durumdayım.. Epidural sezeryan hedefleniyor.. Tarih 2 Haziran 2010 saat:09:30...


İki çocuk annesi olmaya, tamamlanmaya, bir bütün olmaya çok az kaldı.. 8 gün sonra yepyeni bir hayata merhaba diyeceğiz.. Evet korkuyorum ama çok da heyecanlıyım.. Yeni bebek yepyeni bir nefes demek olacak değil mi? Yeni bir aşk, yeni bir sorumluluk, yeni umutlar, yeni hayaller...

20 Mayıs 2010

Durum raporu

Emre anne usulü puding yiyor...

Sevgili günlük..... diye ne zaman başlasam hep birikmiş haberler, olaylar oluyor yazılmayı bekleyen.. Direk giriyorum olaya o nedenle... Sağolsun "nerelerdesin? doğurdunmu yoksa.?" diyen dostlar var zira...

Yok daha doğurmadım. Ama Cuma günü itibariyle doğum iznine ayrıldım.. Bu sanırım hayatımın ikinci büyük izni olacak. Emre kuzum için doğum iznine çıkarken amacım 14 ay evde kalmak değildi tabi, olaylar spontane gelişmiş, doğum izninde iken işsiz kalmıştım.. Şimdi öyle bir durum yok.. Hatta o kadar anlayışlı bir patronum var ki doğum sonrası işe başlama zamanında part time çalışma fikirlerimiz var.. Şimdilik bir muamma...

Benim doğum iznime çıkmamla Emre ile yaşadığımız ana-oğul ilişkimiz de boyut değiştirdi ve artık ana-oğul gibi değil kucak kucağa yapışık ikizler gibiyiz.. Koltukta yanında otururken bile kucağıma gelmek istiyor ki malum benim kucağımda yer kalmadı ki göbeğimden..37. haftadayız.. Artık gittikçe zorlanıyorum ama en çok da Emre yi kucakladığım zamanlar canım yanıyor.. Alma kucağına diyenlerden olmayın lütfen bu müm-kün de-ğil.... İkinci çocuğu doğurmuş olanlar sanırım halimden anlarlar...

Emre dışında hiçbirşey yapamıyorum evde, ev almış başını gidiyor zaten.. Bazen tuvalete zor yetişiyorum vallahi... Bilmem doğumdan sonra ne yapacağız.. Çevrem yakın zamanda ikinci doğuran bir Blogcu anne Elif var, onların yaş arası 3 ve büyük kuzu okula gidiyor tüm gün.. Yani bizim halimiz yaman... Korkuyorum....

Hastane çantamı halen hazırlayamadım, bir aciliyet olursa vay halimize.. Gerçi Erdem bebeğin ütülerini yaptım, sterilizasyon işleri de tamam.. Yatağı hazır... Bir o eksik, bir de hastane çantamız...

Bu arada itiraf etmeliyim ki Emre'yi doğururken normal doğumdan korkmuş olmanın ve Erdem'i de epidural sezeryan ile doğuracak olmanın vicdan azabını çekiyorum ve doktorla 2 Haziran 2010 gününe randevulaşmış olmamıza rağmen, Erdem bebek bir sürpriz yapsa da mesela evde suyum gelse, biraz sancı çeksem, bir tatsam şu sancı olayını diye dua ediyorum gizliden.. Manyak mıyım? Evet...

İşte böyle... Şimdilik bizim cephedeki halimiz budur.. İlk fırsatta yeniden yazacağım...

06 Mayıs 2010

İğneli çuvaldızlı Anneler Günü yazısı


Bu hafta Annelerin Dünyası'nda konumuz elbetteki Anneler Günü hakkındaki fikirlerimiz..

Kafam biraz karışık bu günlerde, bu nedenle ortaya değişik psikolojide bir yazı çıktı..

..........

"Deniz, Yusuf ve ‘Dede’ Hüseyin idam bekliyor cezaevinde, infaz ha bugün, ha yarın...

Havadan, sudan, fakülteden, derslerden, devrimden, haktan, halktan, haksızlıktan... konuşa konuşa geçirmişler o uğursuz geceyi.

Ve 6 mayısın ilk ışıkları yükselirken, uzak bir camiden sabah ezanı duyulmuş.

Bizde, sabah ezanıyla infaz ederler idam cezasını.

Anası, Deniz’in arkadaşlarından izin isteyip kalkmış, abdestini almış, bir köşede namaza durmuş.

Sabah ezanıyla...

Bilir ki...

Uzakta...

Sessiz bir hapishane avlusunda...

Aslan gibi oğlunun cansız bedeni...

Darağacında sallanmaktadır o anda... "
.............


Yazımın tamamını okumak için lütfen buradan buyurun....

Anneler Gününüz kutlu olsun...

03 Mayıs 2010

Emre 2 yaşında...


Çokk oldu yazmayalı biliyorum ama geçerli mazeretlerim vardı.. 2 hafta süren hastalıklarla boğuştuk, hastalığımızı yakın aile bireylerine bile sattık..

Bu nedenle doğumgünü partimizi bile iki kez erteledik, sonunda "demekki bu sene kısmet değilmiş" deyip iptal ettik..

Ama sonuç değişmedi tabi, anneliğimin ve Emre'min ikinci yaşını kutladık kendi içimizde..

Bol resim paylaşıyorum bu sebepten...

ve karşınızda binbir surat Emre paşam...