
Aşağıdaki yazı da sanırım mail ile gelmiş, kaynağı belli değil, alıp saklamışım.. Uzunca ama okunmaya değer...
Kapımızdan yoğurtçu, bahçemizden ishak kuşu
Kalbimizden yeni çıkan şarkılar geçerdi.
Kışın yanan bir sobamız olurdu
Bir toprağın fertleri..
Top oynardık
Olimpos gazozları içerdik
Güler eğlenir bağırır çağırır
Dönerken yıldızları sayardık
Sıkı çocuklardık.
Yollar bozuk, musluklar bozuk
Ama adamlar sağlamdı.
Ben Fenerbahçe’yi, amcam Vefa’yı tutardık
Konya tahıl ambarı, mersin muz cennetiydi
Taksim’den Fatih’e troleybüs kalkar
Şişhane’de mutlak raydan çıkardı.
Hayat zor fakat çok matraktı.
Muammer Karaca adına bir tiyatro binası yoktu
Bizzat kendisi vardı.
Başımız ağrırdı, komşumuz vardı
Gönlümüz daralırdı, komşumuz vardı
Çorbamızı, umutlarımızı
Memleket kadar kalbimizi paylaştığımız komşularımız vardı
Geceleri bekçimiz
Gündüzleri sütçümüz
Bizim kadar zayıf olsa da
Nohuta, makarnaya alışmış olsa da
Sarman adında kedimiz
Ceplerimizde kırık misketlerimiz
Çamur bulaşığı ellerimiz
Ve gülümseyen bir yüzümüz
Göstermekten utanmayacağımız bir içimiz
Biraraya gelerek çektirebileceğimiz
Bir aile fotoğramız vardı.
Bir sabah bütün iyi şeylerin
Ayvansaray iskelesinden
Hayal ülkesine doğru demir alan
Bir Şirket-i Hayriyye vapuru gibi
Aramızdan ayrıldığını gördük.
Sonra Ayvansaray’ın sularının çekildiğini yazdı gazeteler
Ne Harman sigarası kaldı geriye
Ne olimpos gazozu
Ne Sadri Alışık, ne de Belgin Doruk
Kalan bir tortuydu belki de
Belki kırık bir rüya denizi
Belki suda düşürdüğümüz suretimizin
Cep aynamıza nüktedan bir yansımasıydı herşey
Herşey Maltepe sigarasının
Her arandığında
Her bakkalda bulunabilmesi ile
Büyüsünü kaybetmişti belki de..
Belki de biz bir rüya mı görmüştük ?
Hadi hepsi yalandı
Hadi hepsini ben uydurmuştum
Ama rüyalarımızın melekleri
Ve soframızın daim konukları kuşlar ?
Ya onlar...
Onları siz de mi görmediniz?
Sizin de sofranıza konup
Rüyalarınıza uğramadılar mı?
Onlar da mı yalandı?

















Yumurta kırmayı da öğrendik biz.. 













Bunlar da eğlenceli tezgahlar... Rengarenk, canlı canlı...
Bunlar da evimizin ve sokağımızın birkaç görüntüsü.. En önde ise sokağımızın serserisi Yağız bey görülüyor. Kendisi henüz 4 yaşında ama iki tekerlekli bisikletle at arabalarının arkasına asılacak kadar hünerli (!).
