26 Mayıs 2010

Gebelikte karaciğer kolestazı

Evet ikinci ve muhtemelen son gebeliğim biterken bu da oldu.. Geceleri ortaya çıkan yoğun kaşıntılar sonucu doktorumu aradım, o klinikteki dahiliyeciye pasladı, yeni doktor karaciğer fonksiyon testlerini yapalım dedi.. Ve bingooooo.... Ufak bir karaciğer kolstazı sahibiyiz.. Yani bu ne demek? Karaciğer fonksiyonlarında gebelikten kaynaklanan ve doğumdan sonra geçecek olan minik bir sorun var demek..
Çözümü ilaç tedavisi ancak doğumumuz yaklaştığı için ve kan testindeki değerler şükür ki çok abartılı olmadığı için şimdilik B grubu (yani gebelerin kontrollü olarak kullanabilecekleri) bir antihistaminik ile tedavi ediyoruz.. Yarın kan testi tekrarlanacak ve durum değerlendirmesi yapılacak. Çıkacak sonuçlar doğumda epidural değil de normal narkoz almam gerekirse işlerine yarayabilirmiş anestesiztlerin...
Ya sabır... ve tabi buna da şükür....

24 Mayıs 2010

Son dönemeç...


Cumartesi günü bu gebeliğimle ilgili son doktor kontrolüne de giderek, bu güzel, yorucu ama muhteşem süreci de tamamlamış sayılırım..


Tamamen sürpriz bir şekilde gelmeye karar veren ikinci kuzuyu, elimizden geldiğince huzurla ve sakinlikle buyur etmek üzereyiz gönül kapımızdan içeri..


İlk hamileliğini çok bekleyen ve çok arzulayan bir hamiş olarak diyebilirim ki ikinci hamilelik zormuş.. Önce vicdan azabı vuruyor zaten anne olan anne adayını.. 20. ayda Emre'nin memeden kesilmesi süreci tam da buna örnek teşkil etti.. Doktorumuzun baskısıyla Emre memeden koptu ama aslıdna şimdi versem anında yine başlayacak gibi görünüyor.. Sonra abi olma durumları ve daha şimdiden herkesin ona "ay sen abi mi olacaksın" sözleri feci dokunuyor bana.. Kendimi halen suçlu hissediyorum.. Yeni bebeğimizi kucağımıza aldığımızda emre kocaman görünecek ama o daha 26 aylık bir kuzu.. Çok küçük.... Ve abi olması ne onun ne de bizim bilinçli tercihimiz değildi açıkçası.. Evet düşünüyorduk ikinciyi ama bu kadar çabuk değil.. Kader demek lazım, boyun eğmek lazım bir noktadan sonra....


Reel olarak bu ikinci hamilelik çok zorladı beni.. İş, ev, evde bir kuzu... 14 ay ara verdiğim iş hayatı her ne kadar çok şanslı olsamda zorladı beni bu denklemde...


Sayılarla konuşursak cumartesi günü itibariyle Erdem bebek 3100 gr ve 50 cm. civarında.. Ben +5.5 kg almış durumdayım.. Epidural sezeryan hedefleniyor.. Tarih 2 Haziran 2010 saat:09:30...


İki çocuk annesi olmaya, tamamlanmaya, bir bütün olmaya çok az kaldı.. 8 gün sonra yepyeni bir hayata merhaba diyeceğiz.. Evet korkuyorum ama çok da heyecanlıyım.. Yeni bebek yepyeni bir nefes demek olacak değil mi? Yeni bir aşk, yeni bir sorumluluk, yeni umutlar, yeni hayaller...

20 Mayıs 2010

Durum raporu

Emre anne usulü puding yiyor...

Sevgili günlük..... diye ne zaman başlasam hep birikmiş haberler, olaylar oluyor yazılmayı bekleyen.. Direk giriyorum olaya o nedenle... Sağolsun "nerelerdesin? doğurdunmu yoksa.?" diyen dostlar var zira...

Yok daha doğurmadım. Ama Cuma günü itibariyle doğum iznine ayrıldım.. Bu sanırım hayatımın ikinci büyük izni olacak. Emre kuzum için doğum iznine çıkarken amacım 14 ay evde kalmak değildi tabi, olaylar spontane gelişmiş, doğum izninde iken işsiz kalmıştım.. Şimdi öyle bir durum yok.. Hatta o kadar anlayışlı bir patronum var ki doğum sonrası işe başlama zamanında part time çalışma fikirlerimiz var.. Şimdilik bir muamma...

Benim doğum iznime çıkmamla Emre ile yaşadığımız ana-oğul ilişkimiz de boyut değiştirdi ve artık ana-oğul gibi değil kucak kucağa yapışık ikizler gibiyiz.. Koltukta yanında otururken bile kucağıma gelmek istiyor ki malum benim kucağımda yer kalmadı ki göbeğimden..37. haftadayız.. Artık gittikçe zorlanıyorum ama en çok da Emre yi kucakladığım zamanlar canım yanıyor.. Alma kucağına diyenlerden olmayın lütfen bu müm-kün de-ğil.... İkinci çocuğu doğurmuş olanlar sanırım halimden anlarlar...

Emre dışında hiçbirşey yapamıyorum evde, ev almış başını gidiyor zaten.. Bazen tuvalete zor yetişiyorum vallahi... Bilmem doğumdan sonra ne yapacağız.. Çevrem yakın zamanda ikinci doğuran bir Blogcu anne Elif var, onların yaş arası 3 ve büyük kuzu okula gidiyor tüm gün.. Yani bizim halimiz yaman... Korkuyorum....

Hastane çantamı halen hazırlayamadım, bir aciliyet olursa vay halimize.. Gerçi Erdem bebeğin ütülerini yaptım, sterilizasyon işleri de tamam.. Yatağı hazır... Bir o eksik, bir de hastane çantamız...

Bu arada itiraf etmeliyim ki Emre'yi doğururken normal doğumdan korkmuş olmanın ve Erdem'i de epidural sezeryan ile doğuracak olmanın vicdan azabını çekiyorum ve doktorla 2 Haziran 2010 gününe randevulaşmış olmamıza rağmen, Erdem bebek bir sürpriz yapsa da mesela evde suyum gelse, biraz sancı çeksem, bir tatsam şu sancı olayını diye dua ediyorum gizliden.. Manyak mıyım? Evet...

İşte böyle... Şimdilik bizim cephedeki halimiz budur.. İlk fırsatta yeniden yazacağım...

06 Mayıs 2010

İğneli çuvaldızlı Anneler Günü yazısı


Bu hafta Annelerin Dünyası'nda konumuz elbetteki Anneler Günü hakkındaki fikirlerimiz..

Kafam biraz karışık bu günlerde, bu nedenle ortaya değişik psikolojide bir yazı çıktı..

..........

"Deniz, Yusuf ve ‘Dede’ Hüseyin idam bekliyor cezaevinde, infaz ha bugün, ha yarın...

Havadan, sudan, fakülteden, derslerden, devrimden, haktan, halktan, haksızlıktan... konuşa konuşa geçirmişler o uğursuz geceyi.

Ve 6 mayısın ilk ışıkları yükselirken, uzak bir camiden sabah ezanı duyulmuş.

Bizde, sabah ezanıyla infaz ederler idam cezasını.

Anası, Deniz’in arkadaşlarından izin isteyip kalkmış, abdestini almış, bir köşede namaza durmuş.

Sabah ezanıyla...

Bilir ki...

Uzakta...

Sessiz bir hapishane avlusunda...

Aslan gibi oğlunun cansız bedeni...

Darağacında sallanmaktadır o anda... "
.............


Yazımın tamamını okumak için lütfen buradan buyurun....

Anneler Gününüz kutlu olsun...

03 Mayıs 2010

Emre 2 yaşında...


Çokk oldu yazmayalı biliyorum ama geçerli mazeretlerim vardı.. 2 hafta süren hastalıklarla boğuştuk, hastalığımızı yakın aile bireylerine bile sattık..

Bu nedenle doğumgünü partimizi bile iki kez erteledik, sonunda "demekki bu sene kısmet değilmiş" deyip iptal ettik..

Ama sonuç değişmedi tabi, anneliğimin ve Emre'min ikinci yaşını kutladık kendi içimizde..

Bol resim paylaşıyorum bu sebepten...

ve karşınızda binbir surat Emre paşam...

Çocuk İstismarını Durdurun...


Siirt'te yaşanan korkunç olay hepimizin suratına birer tokat gibi çarparak, bu ülkedeki çocuk istismarı konusunun aslında ne kadar vahim boyutlarda olduğunu hatırlattı değil mi?
"Türkiye de çocuk istismarı bir suçtur ancak ihmali bir suç teşkil etmez. Bu konuyla ilgili yasalarımız dünya standartlarının çok ama çok altındadır..." diyorlar açtıkları web sitesinde..
Kimler mi? Sizin benim gibi halktan kişiler..
Lütfen tıklayalım, adımızı ve kısacık da olsa yorumumuzu bırakalım ve daha da önemlisi duyuralım bu halk hareketini...

12 Nisan 2010

Haftasonundan kısa kısa..

Cumartesi günkü doktor kontrolümüzden güzel haberlerle döndük. Çok şükür...
.
Erdem Paşam gayet güzel bir şekilde büyümeye devam ediyor. Cumartesi günü itibariyle 31. haftasını doldurmuş durumda. Ağırlığı 1.750 gr, boyu ise 42 cm. civarında.. Civarında diyorum çünkü bebekler geliştikçe doktorlar ultrason cihazı ile boy uzunluğunu ölçemez duruma geliyorlar ancak her ayki ultrason kontrollerinde ölçülen FL değeri (Uyluk kemiği uzunluğu) bu konuda aşağı yukarı bir sonuç verebiliyor. Şöyleki (bebeğin FL uzunluğu * 7 = Bebeğin yaklaşık boyu) formülü ile aşağı yukarı boy bilgisi elde edilebiliyor.
.
Tahmini doğum günümüz ise 1-7 Haziran 2010 tarihlerinden birisi olacak sanırım.
.
İki çocuklu hayata geçmeme çok az kaldı yani.. Bu konudaki hislerimi daha önce de biraz biraz paylaşmıştım sanırım. Artık bu konuda örnek almaya karar verdiğim harika bir anne var tanıdığım.. Blogcu anne Elif'i gerçekten takdir ediyorum hatta elimden geldiğince onun gibi olmaya çalışacağım.. Doğumdan sonra hayat var mı diyenlere "evet" deyip, Emrenin doğumundaki gibi zorlanmayıp daha pozitif, daha bilinçli, daha kuvvetli olacağımı kendime hatırlatıp duruyorum.. O negatif lohusa hallerine girmeler, hayatı sadece kendime değil çevremdeki beni seven insanlara da zehir etmeler olmasın lütfen bu sefer..
.
Hafta sonunda çok gezdik çok yorulduk.. Özetle;
.
Erdem için yatak aldık. Çilek mobilyadan sallanan karyola almayı tercih ettik. Nasılsa ilk 6 ay bizim odada yatacak kuzucuk, emrenin şu anda kullandığı (daha doğrusu sadece uyuduğu ve karıştırdığı) odayı Erdem'e vereceğiz.
.
Emre kuzum için artık kocaaaaamaaaan bir abi olduğunda terfi ediyor ve oturma odasını ona oda olarak düzenleyeceğiz... Aralarındaki yaş farkı sadece 26 ay olduğundan ve Emre'ciğin halen oturmuş bir uyku düzeni olmadığı için sanırım Erdem 2 yaşına gelene kadar aynı odada yatamayacaklar.. Aldığımız karyolanın rengi akçaağaç, yatağı ile birlikte satın aldık. Uyku setini ayrıca alacağım, mağazanın fiyatları bana pahalı geldi..

.
Cumartesi bir de salona, koridora ve hole avize-lamba satınaldık, salı günü getirip takacaklar..
Pazar günü ise ilk göz ağrımız, yeğenim Yağız'ın doğumgününe gittik. Babamız çalıştığı için gelemedi, biz de erkenden döndük.. Yağız 8 yaşına girdi artık, doğumu dün gibi aklımda halbuki.. Ne çabuk geçiyor zaman..
.
Doğum günü için geçen seneden beri Türkiye'ye gelmesi beklenen Mega Mac Tır'ı aldık kendisine... Sanırım uzun süre başka hiçbir oyuncak ile oynamayacak.. Hatta o gün o kadar bonkördü ki, Emre'ye bizim olması için bir torba dolusu oyuncak araba bile verdi:-))
.
Bu hafta Cuma günü ise bizim ikinci yaşımız bitiyor.. İnanılacak gibi değil ama oğlum dolu dolu 2 yaşında olacak, 24. ayını doldurmuş olacak. Cumartesi günü doğumgünü partimiz var, detaylar yakında....
.
Ve son olarak da Kanada'daki arkadaşım Safiye'nin ve kuzusu Seray'ın Ağustos sonunda Türkiye'ye geleceklerini ve 3 ay burada kalacaklarını öğrendim geçen hafta.. Dört gözle onları bekliyoruz...

09 Nisan 2010

En zor günlerimiz...


Bu hafta Annelerin Dünyası'nda en zor günümüzü yazdık...
Okumak ve ders almak için lütfen buradan buyurun...




06 Nisan 2010

Gebeler için Zihni Sinir procelerim var...


Evet var, bu gebelik durumları heleki benim gibi 17 ay arayla ikinci gebeliğinizi yaşıyorsanız daha bir düşündürüyor insanı.. Lafı çok uzatmadan konuya gireceğim hemen, işte birbirinden güzel 3 procem :

1- Yüzüstü yatma ve hatta uyuma procesi : Gebe iken malumunuz gittikçe büyüyen bir göbek ile en büyük dert geceleri istediğiniz pozisyonda uyuyamamaktır. Hele ki benim gibi uykuya dalmak için ille de yüzüstü yatmalıyım, ellerimle de yastığımı kucaklamalı şöyyyylllleee bir gerinmeliyim diyorsanız vay halinize.. Normalde gebe iken sol tarafınıza yatmanız tavsiye edilse de sağ ya da sol ne tarafa yatarsanız o tarafınız uyuşuk olarak uyanırsınız, sırt üstü yatmak nedendir bilmem zaten imkansızdır..

İşte bu duruma gayet net bir çözümüm var. Hani vücut masajına gittiğinizde uzantığınız baş bölgesinde kafanızın gireceği kadar bir delik olan masaj sedyeleri vardır ya.. İşte ona benzer, kocaman gebe göbeğinizin gireceği kadar büyüklükte bir deliği olan, uykusuz gebeyi rahat ettirecek konforda bir yatak procem var... Hayal bu ya aynı yatağın hemen başucunda bir de düğme olacak, göbeğiniz mi kaşındı mesela, düğmeye basıp kaşınacaksınız hatur hutur...
2- Evdeki kuzudan göbeği koruma procesi : Evde 2 yaş civarında bir kuzu var iken gebe kalmış sayılı hatunlardan biri iseniz benim gibi göbeğinizi taşırken aynı zamanda korumak da zorunda kalıyorsunuz.. O 2 yaş civarındaki ateş topunun nereden saldıracağı hiççç belli olmuyor.. Bu durumda gerek otururken, gerek yatarken yediğiniz yumruk ve tekmelerin etkisiyle benim gibi acıdan soluksuz kaldığınız da oluyor bazen. İşte bu nedenle bir göbek kalkanı procemiz var.. Bu kalkanın dışı evdeki kuzu gelip yumruklasa da onu incitmeyecek kadar yumuşak olmalı, ama içi de sizi dış darbelerden koruyacak kadar sert olmalıdır.

3- Aynı anda tüm göbeği ve göğüsleri kaşıma aparatı procesi : Malumunuz gebe kadın kaşınan kadındır, bazen en olmadık zamanlarda en olmadık yerlerinizin bile kaşındığı olur ama hemen hemen 6 ay boyunca göbeğini, göğüslerini hart hart kaşıma durumları genellikle kabak tadı verir hatta uykusu zaten kalitesiz olan gebeyi uykularından eder.. Gecenin bir vakti gözlerimden uyku akıyor iken yatağa oturmuş, pijamasını sıyırmış deli danalar gibi kaşınan kadınlar görürseniz anlayın ki gebedirler..

İşte bu sebeple bir kaşınma aparatı procem de var.. 2 numaradaki korunma kalkanı gibi ama şeklen straplez bir bluzun ön tarafını andıran, içinde küçük ucu yuvarlatılmış çıkıntıları olan bir aparattan bahsediyorum..
Hamiş : Kullanılan resim Porof. Zihni Sinir'in resmi sitesine aittir.

19 Mart 2010

Cicekgonder.com rezaleti...

Bunu kesin yazmam lazım, kimselerin başına gelmesin bizim yaşadıklarımız..
.
26 Şubatta eşimin kardeşi 6 yıldır uzmanlığını okumakta olduğu Estetik Cerrahi bölümünden mezun oldu ve sınavını başarı ile verdi. Biz de bir jest yapalım, eve çiçek gönderelim dedik. Eşim internnetten bu siteden siparişi verip çiçek bedelini peşin olarak havale etti. Ancak aynı gün içinde teslimat istememize rağmen ne o gün ne de sonraki 2 gün boyunca çiçek teslimatı yapılmadığı gibi bize de bilgi verilmedi. Sonuçta çiçek bedeli 60 TL. Ne beni zengin eder, ne onları. Ama insana dokunan aptal yerine konmak ve kandırılmak oluyor..
.
Daha sonra 1-16 Mart tarihleri arasında hergün arayıp ödediğimiz ücretin iadesini istedim ve defalarca "gönderdik, gönderiyoruz, ay pardon sizin banka hesabınızı almışmıydık (aslında 6 kez verdim banka bilgilerimizi), görevli arkadaş yerinde yok ileteceğim, biz yatırdık sizin banka heeabınızda sorun vardır" şeklindeki yalan yanlış bilgilendirmelerle günlerce atlatıldım. O telefon defalarca yüzüme kapatıldı. Yetkili birisiyle görüşmek bir yana ismini bile öğrenemedim..
.
Sonra internetteki şikayet sitelerine bir baktım ki bu firma bunu hep yapıyormuş meğer.. Yüzlerce insanı bu şekilde dolandırıp ücretlerini iade etmedikleri gibi şikayetleri cevaplama gereği bile duymamışlar.. Bir de tüketicinin şikayetlerini bildirebileceği resmi bir merci araştırdım şikayet etmek için. Ama malesef bulamadım. İnternet siteleri olan bir kaç kurum vardı girilen şikayetler yıllar öncesine aitti..
.
Tabi ben bunları da okuyunca bir hırs yapmışım ki 16 Mart sabahı bir arkadaşıma arattım, ben müşterinizin avukatıyım ve tüketici davalarında da uzmanım diye.. Kısa bir telefon görüşmesinin (aslında ültimatom gibiydi) 1 saat sonra bir de baktım ki ne göreyim para hesabıma yatırılmış..
.
Hani derler ya dinsizin hakkından imansız gelirmiş, bizimki o hesap oldu. Şimdi tabi yaptığımın doğru olduğunu savunmuyorum ama işe yaradığı bir gerçek.. Aman siz siz olun bu siteden alışveriş yapmayın.. Denedim, yanıldım, ağzım yandı, uyarıyorum..

18 Mart 2010

Sarı pisicik ev arıyor...


Yandaki resimde görmüş olduğunuz sarı pisicik için sıcak bir yuva ve yuvadan da sıcak kediseverler arıyoruz.

Kendisi 3-4 aylık civarında olup, ev terbiyesi aldığını düşündüğümüz çok uysal bir kediciktir. Tuvaletini kuma yapmakta, kucakta ya da koltukta uyumayı tercih etmektedir.

Sahibi tarafından sokağa terkedildiğini ya da kaybolduğunu düşünmekteyiz. Şöyleki; patilerinin altı halen yumuşacıktır ve halen pudra kokmaktadır.

Şu anda evinde 4 kedi besleyen bir arkadaşımın penceresine gelerek kendini farkettirmiştir, arkadaşım Kozyatağı'nda oturmaktadır.

"Zaten ne zamandır bir kedi sahibi olmak istiyordum" diyenlere duyurulur...

Ortaya karışık yanar döner...

Ortaya karışık yazmak istiyorum çünkü çok dağınığım, çünkü kafamı toparlayamıyorum hala...
.
* Cumartesi gübü iki numaranın kontrol günüydü.. Kendisine iki numara demekten sıkıldığımı babacığa bildirdim ve artık bir isimde karar kılalım dedim. İki numaranın ismi ERDEM olacak. İnşallah adı gibi erdemli, faziletli, insanı insan yapan değerleri tam bir birey olarak yetişir. Emre'ye "kardeşinin ismi nedir oğlum?" diye soruyorum "Eydem" diyor... çok şirin...
Erdem bey Cumartesi gübü itibariyle 1000 gr ve yaklaşık 35 cm boyunda.. Herşey yolunda çok şükür.. Bugün itibariyle 25w+5 deyiz ve hamile kaldığım güne göre +2 kg. almış durumdayım.. Şeker yüklemesi testini de geçtik. Yalnız babacıkla benim kan uyuşmazlığımız olduğundan yapılan Indirect coombs testinde sanki pozitif bir sonuç var gibiymiş, doktor yenileyelim dedi, Cumartesi yeniden kan vereceğim. Moralimi yüksek tutuyorum.
.
* Emre kuzum ile Pazar günü Mygym'e deneme dersine gittik. Evde tepemize çıkan, hani derler ya "Ali Kıran Başkesen" olan oğlum orada bir kedi yavrusu gibiydi kucağımdan inmek bile istemedi. Hayatında ilk kez böyle bir çoğul ortama girdiğinden bunun normal bir tepki olduğunu 2-3 ders sonra alışacağını söyledi oradaki görevliler ama hali pek ürkekti yavrumun, kıyamadım. Zorlamak istemiyorum bu yaşta.. Vazgeçtik yani...
.
* Emre bey, artık pazar günleri de çalışan babasının peşinden değil ama o gittikten bir süre sonra baba... baba... diye ağlar oldu, çok üzülüyorum ama iş bu ne yapalım katlanıyoruz.
.
* Pazartesi günü sabahları işe gelmek için bindiğim metrobüste beni çok düşündüren bir olay yaşadım ama şimdi yazasım yok, yakında uzunnnnnca anlatacağım..
.
* Babamın ışın tedavisi seansları Salı günü başladı, kemoterapi seanları ise sanırım gelecek hafta başlayacak.. Sürekli hastanedeyiz, çok yorumdum, çok sıkıldım ve yıprandım..
.
* Hamilelerle ilgili 3 süper zihni sinir procem var, yakında yazacağım...

15 Mart 2010

Türk Polisi yakalar...

Silivri’deki Gündönümü Çiftliğinden bahsetmiştim daha önce.. Her hafta Aysun hanımın kızlarının misler gibi gerçek ve çiğ sütlerini alıyoruz hem evde tüketmek üzere hem de oğluma içirmek için. İşte bu grubun kendi arasında haberleşmesini ve yardımlaşmasını sağlayan da bir mail grubumuz var.

Elazığ’daki depremden sonra ne yapılsa da oradaki insanlara yardım edilse diye dönen maillerin sonucunda gruptan Hilal hanım sağolsun eğer özellikle çocuk giysisi başta olmak üzere her türlü yardımı oraya ulaştırabileceğini ve daha da güzeli asker eliyle gerçekten ihtiyacı olanlara dağıttırabileceğini yazınca hemen herkes seferber oldu. Aysun hanım da sağolsun eğer 17 Mart Çarşambaya kadar kendi süt alım günümüzde teslim edeceğimiz yardımları Hilal hanıma iletebileceğini söyledi ve işleri iyice kolaylamıştık..

Cuma akşamı hem bizim evde hem de Necla annemlerin evinde hummalı bir ayıklama çalışması yaptık ve “kendimizin giymekten utanmayacağı ve çekinmeyeceği” temiz ve kullanılmış/kullanılmamış giyim eşyalarını hazırladık, Aysun hanımın Cumartesi günü gelecek süt dağıtım aracına teslim etmek üzere..

Cumartesi sabah misler gibi sütümüzü teslim aldık ve sütü getiren arkadaşa da paketlerimiz teslim ettik. Buraya kadar her şey ne kadar güzel değil mi? Ama durun olay daha başlamadı..

Sonradan Aysun hanımdan gelen bilgilendirme mesajı ile yıkıldık diyebilirim. Aracı yolda trafik polisleri durdurmuş ve aramışlar, toplanan yardım poşetlerinin “kayıtlı ve izinli bir vakıf aracı olmadığı” gerekçesi ile taşınmasının yasal olmadığını vs…. söylemişler. Bunun cezası aracın 10 gün süre ile bağlanması ve 1.470 TL para cezası imiş.. Neyse ki yasal işlem yapılmamış ve polisler ikna (!!!!) edilerek olay son bulmuş.. (Bu cümlenin başındaki Neyse ki kelimesini yazmaktan utandığımı ayrıca ifade etmek isterim)

Blogcu Anne Elif sormuştu Cumartesi günü “Polisler nerede?” diye ona cevap olur sanırım bu yazı.. Elif'cim polisler nerede olacaklar? İstanbul Merter’de tramvayın altında kalan çocukların karşıdan karşıya geçişlerini kolaylaştıracak halleri yok herhalde, daha önemli işleri var… Vakıf aracı olmadan yardım toplayan insanlar tarafından İKNA EDİLMEYİ BEKLİYORLAR.

Umarım yanlış anlaşılmam, amacım asla var olan kanunları sorgulamak vs değil, ancak o polis memurlarının toplanan yardımlar nedeniyle böyle bir olaydan kendilerine pay çıkarmalarını aklım almıyor. Hiç mi vicdanları sızlamadı acaba? Gece rahat uyuyabiliyorlar mı çok merak ediyorum...

Olay üzerine başka yorum yapmak istemiyorum, yaşananlar gün gibi ortada.. Çok ama çok üzgünüm. Böyle bir ülkede yaşamaktan utanır olmak kanıma dokunuyor açıkçası..

12 Mart 2010

Karanlığa küfredeceğine bir mum yak !


Bu hafta Annelerin Dünyası'nda kadınları ve kadınlığı yatırdık masaya..
Herkes döktü eteğindeki taşları ve malesef ortaya çıkan tablo tıpkı gerçekte olduğu gibi rezalet bir tablo çıktı günümüz Türkiye'sinden...
Annelerin gözünden kadınlarımızı okumak için lütfen buradan buyurun...

11 Mart 2010

Ana-oğul sayı saydık...


Benim kuzum iki yaşına 50 gün kala 1 den 10 a kadar sayı saymayı öğrenmiş meğer.. Dün akşam şaşırttı beni yine.. Babaannesinin eline verdiği keteyi yere vurmak suretiyle önce 10bin parçaya bölmüş beyefendi, sonra da oturmuş başına sayıyordu.. Rakamları birbiri ardına söylediğini duyunca bir de benimle saysın dedim, ortaya şöyle bir diyalog çıktı :

Anne : Biiiirrr

Emre : İkiiiiiii

Anne : Üççççç

Emre : Dööööööttttt

Anne : Beşşşşş

Emre : Atııııııııı

Anne : Yediiiiiiii

Emre : Kekizzzzz

Anne : (Bu sırada bekledim dokuzu o söylesin diye çünkü çok güzel söylüyor....)

Emre : Gokkuzzzzz

Anne : Onnnnnn

İyiki varsın be güzel oğlum, böyle güzellikler de olmasa bu hayat var ya hiç çekilmeyecek...

Hamiş : Yukarıdaki resim Emre 1 yaşına bastığı hafta stüdyoda çekilenlerden bir kolaj çalışması.. Bu sene de gitmek isterim ama tabi babacığı ikna edebilirsek:-))

10 Mart 2010

İmdattttttt....


Günlerdir bir koşturmaca, bir telaş.. Haberlerin kimi iyi, kimi kötü... Sabahtan beri birşeyler yapmam lazımdı ama neydi diye dolanıp duran aklı bir karış havada bir hamile modundayım.. Bu kafa ile ancak ortaya karmaşık birşeyler yazabilirim sanırım..
.
- Babamın biyopsi raporları malesef beklenen kötü sonucu gözteriyordu, cerrahi müdehale ile mesanesinin ve prostatının alınması lazım çünkü kanserli hücreler mesane duvarına tesir etmişler. Ancak kendi doktorumuzun aksine gittiğimiz 3 ayrı prof da aynı şeyi söyledi : "Evet cerrahi operasyon gerekli ama hastanın yaşı ve mevcut riskleri ile bu ameliyat çok çok tehlikeli olur" Yani sonuçta ameliyattan vazgeçip doktorumuzu değiştirdik ve kemoterapi destekli radyoterapi tedavisine başlangıç için gerekli adımları attık. Dün radyoterapi için gerekli tomografi çekilde işaretlemeler yapıldı. Pazartesi ilk doz radyoterapiyi alacağız.. 5 hafta boyunca hafta içi hergün sürecek, ayrıca 4 hafta boyunca haftada 1 gün de kemoterapi göreceğiz.. Sonrasında ise 3 ayda bir yapılacak olan kontrol sistoskopi operasyonumuz olacak...

Haftalardır bu konu beynimde idi ve bir şekilde sonuca bağlanması biraz olsun rahatlatmış olmalıydı beni, ama hiç de rahat hissetmiyorum kendimi..
.
- Emre kuzusu gün geçtikçe büyüyor ve bunu biz kanıtlıyor.. Söyleyemediği kelime yok gibi.. Cümle kurmalara yeni yeni başladı.. Ama istediğini gayet güzel anlatıyor.. Uyku durumları ise mehter takımı gibi iki ileri bir geri... Eskiden geceleri uyanırdı filan ama biz saati geldiğinde onu hazırlarken uykuya itiraz etmezdi hiç. Şimdi ise küçük beyi ikna etmemiz gerekiyor uykuya hazırlanmak için... 3 gecedir 6 ay öncesine dönmüş gibiyiz. Hatta dün gece saat 02:30 da uyandı ve 06:00 da uyudu.. Bir enerji, bir inat ne yaptıysak uyutamadık.. Evde annemle babam da bizimle kalıyorlar malum tedavi süreçleri nedeniyle.. Dolayısıyla oturma odası ve salon da geceleri dolu oluyor.. Emre bey ile kendi odasında ve bizim odada geçen 3,5 uykusuz saat açıkçası beni mahvetti.. Kafam kazan gibi, allahtan babamız sonsuz desteğini ve sabrını hiç esirgemiyor da bu halimle kucağımda Emre ile gezmiyorum evde geceleri..
.
- Göbeğim son 1-2 haftada acayip büyüdü, beni görenler hamile iken 10 g. falan aldığımı sanabilirler ama zaten kilolu olarak hamile kaldığım için kocaman bie gebe olarak görünüyorum. Aslında geçen doktor kontrolümüzde hamileliğin başından beri hiç kilo almadığımı gördük, yani aslında kilo veriyorum hamile iken...
.
- İki numaraya halen bir isim seçemedik, çünkü babamız ile ortak bir payda da buluşamıyoruz ve kendisi çok seçici..
.
- Annemin siyatik sorunu için doktorun önrdiği çelik korseyi yaptırmamız lazım ama nerede ve ne zaman ? Daha çok zaman ve daha bol enerji talep ediyorum.
.
- Babamız yani sevgilim yine bir proje modunda, bıktım bu sigortacıların projelerinden. Yine geceleri 10 dan önce gelemiyor ve her hafta Pazarları da çalışıyor.. Nefref ediyorum bu durumdan...
.
- Ayrıyeten malum proje nedeniyle babamız 3 günlük babalık izninden sonra 1 hafta daha yıllık izinden alıp yanımda olacak doğumdan sonraki 10 günde inşallah. İzninin diğer kısmını ise Ekim'de alsak, çocuk çoluk tatile gitsek diye düşündük ama bu proje nedeniyle 1 haftalık izin vermiyorlarmış en fazla 3 gün kullanabilirmişim projenin sonuna kadar... Erken rezervasyon yapıp, sıcak yerlere kaçsak şöyle Ekim başı gibi? Aynı otel odasında iki yetişkin, 29 aylık bir çocuk ve 3 aylık bir bebek nasıl uyur acaba?
.
- Pazar günü Yıldız ın doğumgünüydü ve unuttum, şimdi ne diycem diye düşünüp arayamıyorum.. O benim en eski ve en iyi dostlarımdan biridir. Aramam lazımdı eşşeklik edip unuttum valla...
.
- Offfffff hiç mi iyi haber yok ya? Sıkıldım bunaldım, yorgunum.. Kaçmak istiyorum...

02 Mart 2010

Bir daha anne olsam...


"Bir daha anne olsam..."

Bazen yorgun, bazen panik, bazen de neşeli ama sonuçta hepimiz anneyiz.


Anneliğin bize kattığı mutluluğun yanı sıra, öğrendiklerimiz bir ansiklopedi doldurur kadar oldu. Olgunlaştık, büyüdük. Sorumluluklarımız arttı.


Zaman gelecek belki bir daha anne olmak isteyeceğiz. Hiç düşündünüz mü, yine hamile kalsak neleri yapar neleri yapmayız? Peki ya 2. kez ya da 3. kez anne olduğumuzda?


Daha mı bilgili oluruz, daha mı rahat... Bu hafta hamilelik ve anneliğimizin pişmanlıklarını/başarılarını yazıyoruz. Annelerin Dünyası'na buradan buyurun lütfen...



Önemli hamiş : Annelerin Dünyası'nın yeni adresi www.annelerindunyasi.com olmuştur.. Bilginize...


01 Mart 2010

Sigara yasağını delenleri şikayet edin...

Sevgili Kaymaçina yazmış bloğunda. Herkesle mutlaka paylaşılmalı, duyanlar duymayanlara iletmeli bence.. Konu çok önemli..

Gittiğiniz herhangi bir kapalı mekanda (Restaurant, cafe vs...) eğer sigara içilmesi yasak olduğu halde içildiğini - buna izin verildiğini görürseniz ne yapmak gerekiyor? Kime şikayet edilmeli bu şuursuzluk ?

155 Polis imdat hattını arıyorsunuz. Baskına Polis, zabıta, sağlık görevlisinden en az ikisi gidiyormuş ve zabıt tutuluyormuş ayrıca sonra aynı mekanlar daha sıkı takip ediliyormuş..

Bence kaçmaz... Muhakkak bilmeli ve uygulamalı diye düşünüyorum.

26 Şubat 2010

Ebeveynler neden stres yaparlar?











Oğlumun doktoru mail ile göndermiş paylaşmak istedim.. Tümü yorumsuz tabi:-)

24 Şubat 2010

Eldiven korkusu???


Tarihe not düşmek ve unutmamak için yazıyorum yine : Mutfakta iş yaparken ellerimdeki alerjilerim nedeniyle sıklıkla kullandığım cerrah eldivenlerinden oğlum çok korkuyor.. Bazen köfte yoğururken, domatesle uğraşırken filan ellerimde o beyaz eldivenlerle beni görünce çığlık çığlığa bağırıyor "aççççççççç açççççççççç" diye, bir taraftan da bacaklarıma sarılıyor..
Korkusunu yenmek için bir eldiveni balon yapıp eline verdim ama nafile dokunmadı bile...
Ama kendi kırmızı eldivenlerine bayılıyor, nerede görse alıp yanımıza geliyor giydir diye... Komik kuzu ne olacak?