10 Kasım 2009

Yılmaz Özdil'den yeni inciler...

Matem günü değildir... Doğru.
*
Yeniden doğduğu gündür...
Her sene yeniden.

*
Malum şahıs, ABD ziyaretinde Obama’yla sohbet ederken, laf dönmüş dolaşmış, genetiği değiştirilmiş organizma teknolojisine gelmiş; Obama gururla, “Bu konuda öyle ilerledik ki, neredeyse ölüyü bile diriltebilecek hale geldik” demiş... Bizimki altta kalır mı, “Bizim çalışmalarımız da müspet neticeler vermeye başladı” demiş, “Biz de DNA’larında oynayarak, 100 metreyi 3 saniyede koşan sporcular yetiştirebiliyoruz artık!”
*
Gel zaman git zaman, Obama iadeyi ziyarete gelmiş, “100 metreyi 3 saniyede koşanları” görmek istemiş... Bizimkini ter basmış tabii, “N’apacağız, rezil olduk” demeye başlamış... Ki, o sırada cingöz bir danışman devreye girmiş, “Sıkmayın canınızı efendim” demiş, “Hazır bugün 10 Kasım... Obama’yı Anıtkabir’e götürelim, Atatürk’ü diriltmesini isteyelim... Diriltemezse dünyaya rezil olur, diriltirse, siz zaten 100 metreyi 3 saniyede koşarsınız!”

*
Atatürk’ü 29 Ekim’de pastadan çıkarmıştı bu arkadaşlar... İster misin bugün de mozoleden çıksın!
Hamiş : Yine paylaşmadan edemedim, Yılmaz Özdil yine döktürmüş..

Rahat uyu Paşam...


Herkeste bir yılgınlık, herkeste bir öfke!.. Ülke elden gidiyormuş paşam!.. Doğrudur, ideallerin uğruna kalem sallayan Kemalistler “terörist” diye cezaevine atıldı. Laik Cumhuriyetin ilelebet payidar olması için yayın yapan televizyoncular katakulli ile susturuldu! Kemalist iktidarı savunan parti liderleri, Atatürkçü bilim adamları, Mustafa Kemalci öğrenciler yetiştiren rektörler, adını koyduğun Cumhuriyet gazetesinin yazarları Silivri zindanına tıkıldı!..

Peki, asıl meseleye gelelim; biz ne mi yapmalıyız paşam?..

Paşam, merak etmeyin... Hele bu dönemde, “Mevcudiyet”imizin ve “istikbal”imizin “yegâne temeli”ni çok daha iyi biliyoruz!.. Anlıyoruz ki, “Bu temel, en kıymetli hazine”mizdir de!.. Evet... Çok doğru, bizi “Bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahili ve harici bedhahlar” ne yazık ki var!..

İçimiz acıyor!..

Örneğin, bugün 10 Kasım paşam... Yokluğun halen yürekleri yakıyor. Şüphesiz ki dünya döndükçe de, ardından dökülen gözyaşı dinmeyecek... Cumhuriyeti var etme uğruna sağlığını yitirip gittin ya paşam, işte o günün yıldönümünde TBMM’ye “açılım” adı altında bir tezgâh planını getirecekler! Ülkeyi yöneten zat, Deniz Baykal’ın haklı tepkilerine “10 Kasım yas günü değil” gibi felsefik bir yanıt verdi!.. Eminim ki, o zat bugün Anıtkabir önünde toplanacak yüz binlerce evladından okkalı bir karşılık alacak!..

Mesele yalnızca bundan ibaret değil ki paşam!.. Ne tezattır ki, ülkeyi “laiklik karşıtlarının odağı” bir parti yönetiyor. Halkımız bir tuhaf!.. Hem milyonlarca insan gidip Anıtkabir’de gözyaşı döküyor hem de ne ilginçtir ki, milyonlarcası gerici bir partiye oy veriyor!.. İşsizlik, açlık ve sefalet... Bir de umutsuzluk var ya... Bir torba kömürle halkımızın kafasını karıştırdılar paşam!..

Senin ardından yürüyen milyonlarca insanı sindirmeye çalışıyorlar... Mesela, senin ideallerini yaşatma uğruna kurulan Atatürkçü Düşünce Derneği neredeyse terör odağı ilan edildi! Derneği kuran generaller içeri atıldı!..

Hele Bir Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği var ki paşam, onun başına gelenleri görseydin eminim kahrolurdun!.. Sana layık evlatlar yetiştirmeye çalışan profesör hanımın evini bastılar...

Örümcek kafalı kalem taşeronları, o hanımefendinin ölümünden bile korkup arkasından salyalarını saçtılar!.. Bu dernekten burs alan çocukları PKK teröristleriyle bir tuttular paşam!..Daha acı bir şey anlatayım paşam; senin koltuğunda türban yanlısı Milli Görüşçü bir zat oturuyor artık!.. Git gerisini sen düşün... Anlayacağın paşam, o engin öngörünle görmüştün ya... Ne yazık ki, “cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş”tir!..

Sen bu ülkenin dört bir yanını yokluk içinde fabrikalarla donattın ya paşam... Hani her yanını demirağlarla ördüğün ülkemiz var ya, bu yobazların döneminde pervasızca yağmalanıyor!.. Fabrikasından tersanesine, tarlasından çiftliğine kadar devletin satmadık tek tesisini bırakmadılar... Üstelik özelleştirme adı verilen yağmaya karşı çıkanlar neredeyse vatan haini ilan edildi!..

Hani 1927’de söylemiştin ya, “Ülkenin bütün tersanelerine girilmiş!..” Ne acıdır ki, doğru paşam!..

İrtica serbest!..

İrtica ile mücadele işte bunların döneminde suç oldu paşam!.. Şeriatçılar ve ayrılıkçılarla mücadele eden ordu büyük baskı altında... Askerin kimini “Ergenekoncu” kimini de çeteci diye içeri tıkıyorlar!.. Bazıları “ıslak imza” safsatasıyla kumpasa getiriliyor, bazıları ise telefon dinlemeleri ve uyduruk raporlarla bertaraf ediliyor paşam!..

Açılım ve demokratikleşme adı altında bölücülüğü ve gericiliği legalleştirenlerle mücadele eden ordu, tarihinin hiçbir döneminde bu kadar hırpalanmamıştı!.. Yani “Bütün orduları dağıtılmış...” demek gelmiyor içimden ama!.. Durum gerçekten çok vahim paşam!..

Memleketteki belediyelerin büyük bölümünü yıllardır irticacı parti yönetiyor... Bir ara her yerde içki içilmesini bile yasakladılar. Dinci başkanlar yandaş gençlere yıllar boyu burs adı altında harçlık dağıtarak Milli Görüş’e militan kazandırdılar!.. İrticai dernek ve vakıflar bu belediyelerden besleniyor artık! Yandaş müteahhitler bu belediyeler aracılığıyla köşe döndüler!.. Yani, “Memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir” demiştin ya, üzülerek söylüyorum ki öyle oldu paşam!..

Vazifemizi biliyoruz!..

Yani paşam dilim varmıyor ama “Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim” şeyler de var!.. Haklısınız, tüm bu gelişmeler içinde o ünlü saptamanız aklımızdan hiç gitmiyor! Evet, belli ki, “Memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet içinde”ler!.. Peki ya “Hıyanet?..” Onu da zaman gösterecek paşam!..

“Hatta bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlarını, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler” demiştiniz ya?.. Ülkenin başbakanı ve bakanlarının çocukları acayip zengin oldular! Memlekette namuslu işadamları kafalarına kurşun sıkıp intihar ederken, o çocuklar gemiler alıyorlar, fabrikalar kuruyorlar, holdinglerin başına geliyorlar!..

Tüm bunların yanı sıra, açlık ve sefalet sosyal patlamaya yol açtı. Yüz binlerce işyeri kapandı, işsizlik yüzde 20’ye ulaştı... Milyarlarca liralık çek ve senet geri döndü, hırsızlık, soygun ve cinayetler arttı, ekonomi battı, dış borç zıvanadan çıktı... Evet paşam doğrudur, “Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş”tür!..

Ama şunu arz edeyim paşam; tüm bu “ahval ve şerait”e rağmen koşullar 1919 öncesinden hiç ama hiç de kötü değil... Her yıl en az 10 milyon insan kabrinizin bulunduğu başkente sizi hissetmek için gidiyor!.. Dinciler o toplantıları “Ergenekon faaliyeti” saysa da, Cumhuriyet mitinglerine katılan 7 milyon insanın haykırışı halen yobazların kulaklarında çınlıyor!...

Merak etmeyin paşam... “İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazife”mizi çok iyi biliyoruz!..

İşsizlik ve açlıkla terbiye edilmeye çalışılan halk uyanıyor, iktidar partisinin oy oranı tepetakla!.. Şu bölünmeleri, küskünlükleri, siyasi hırsları ve hizipleri bir tarafa atıp, Cumhuriyet yanlıları olarak bir an önce güç birliği yaparsak emanetini kurtacağız paşam!

Üzerimizdeki ölü toprağını tamamen silkeleyip atabilirsek, kurduğun CHP’yi en kısa sürede, elbirliğiyle iktidara getirirsek...

İşte o zaman kabrinde rahat uyuyacaksın paşam!..

10 Kasım 2009 - Cumhuriyet Gazetesi - Mehmet Faraç

06 Kasım 2009

Divane aşık gibi....


Bir süre önce Stand by me şarkısının böyle bir versiyonunu izlemiştim..

Ama bu yerli versiyonunu daha çok sevdim ben ....



Yılmaz Özdil döktürmüş yine...


GDO’lu diyet tarifleri


Haliyle panik halindesiniz. .. “Nasıl anlarız? Genetiği değiştirilmiş organizma yemekten nasıl kurtuluruz?” filan.

Şöyle...


Annaneniz öpülesi elleri parçalanırcasına, ovalaya ovalaya tarhana yaparken, siz, “Aman annane be, boş versene” deyip, marketten hazır çorba alıyordunuz ya... Annane rahmetli oldu ve siz, o tarhananın tarifini annaneden alıp, bir kenara yazmadınız ya... İşte o nedenle, siz, genetiği değiştirilmiş organizma yemekten kurtulamazsını z maalesef.


Ne verirlerse.. . Onu yiyeceksiniz.


Kız evlat yetiştiriyorsunuz, en iyi okullara gönderiyorsunuz. .. Piyano çalıyor, İngilizce konuşuyor, Grammy alanları tek tek biliyor. Bilmeli... Ama alt tarafı limon, şeker ve su kullanıp, limonata yapmasını bilmiyor! Yoğurdu çırpıp, ayran yapamıyor, ayran... İşte o nedenle, kızınız, genetiği değiştirilmiş meşrubat içmeye mahkûm maalesef... Torunlarınız da.


Zahmet edip sütlaç yapmadığınız için, kek yapmaya üşendiğiniz için... İçinde ne olduğunu bilmediğiniz gofretleri, mısır patlaklarını kemiriyor sizin oğlan! Hamur tutmayı, şöyle mis gibi ıspanaklı bi börek yapıp, çantasına koymayı bilmediğiniz için, hamburger bağımlısı oldu. Tahin-pekmezi “köylü işi”, vıcık vıcık yağ fışkıran kremaları “modernite” sandığınız için, daha 10 yaşında ayıya döndü, yuvarlana yuvarlana yürüyor, tıkanıyor, merdiven çıkamıyor.


Size zor geliyor ama, zor mu evde yoğurt yapmak? İstanbul’un güneşi müsait değil, anlarım, zor mudur İzmir’de, Antalya’da, Adana’da evde salça yapmak? Şikâyet edip duruyorsun, içine katkı maddesi konuyor, zorla beyazlatılıyor diye... İster tam buğday unundan, ister çavdardan, hakikaten zor mudur evde ekmek yapmak? Bütün ailen kabız... Tonla para verip, abuk sabuk ambalajlı-meyveli saçmalıklardan medet umacağına, niye öğrenmiyorsun kabak tatlısı yapmayı?


Güya, çoluğunu çocuğunu düşünüyorsun, taze taze yesinler diye, pazara gidiyorsun.. . Eğri büğrü biberlere, doğal olduğu için tuttuğunda ezilen domateslere ağız burun kıvırıyorsun, hormonlu, tornadan çıkmış gibilerini alıyorsun... Ne işe yaradı senin pazara gitmen?


Kocanız da, bu satırları okuyup, size akıl verecek şimdi... Söyleyin ona, ukalalık etmesin, götürün aktara, hatmi çiçeğiyle zencefili birbirinden ayırt etsin, ondan sonra konuşsun!


Enginar, börülce, radika, cibes pişirmekten haberin yok; gazetelerin tiraj almak için kıçından uydurduğu kıçımın uzmanlarından fıldır fıldır brokoli tarifleri öğreniyorsun.. . Brüksel lahanası yiyerek mi AB’ye gireceğini sanıyorsun?


Çin’den bal getiriyorlar mesela... Taaa Arjantin’den, Meksika’dan bal getiriyorlar. Neymiş efendim, içinde genetiği değiştirilmiş organizma olabilirmiş falan... İçinde tavuk ibiği, maymun kulağı olmadığına şükredin! Ben iddia ediyorum... Kaşla göz arasında frankeştayn ürünlere kapıları açan arkadaşlarla, Amerikan çiftçilerinin avukatı profesörlerimiz, sırf karakovan balına sahip çıksa, Şemdinli’de, Pervari’de terör bile azalır, terör bile.


Uzatmayayım. Mutfak genetiğimizi kaybettik biz.


Elin adamı, mısırdan, soyadan, domatesten önce beynimizin DNA’sını değiştirdi!


Hurrraaa diye köyden kente göçerken, dışarda tıkınmayı şehirleşme zannettik. Ambalajlı ürün tüketmeyi, zenginleşme zannettik.


Dolayısıyla, ya kafayı değiştirip, özümüze döneceğiz... Ya da ne verirlerse onu yiyeceğiz.



Yılmaz Özdil 06.11.2009


05 Kasım 2009

GDO Rezaleti...


Biliyorsunuz hükümet kaşla göz arası yine yaptı yapacağını, ABD güdümsüz yaşayamayacağımızı bir kez daha hatırlatırcasına ülkeye GDO girişine izin verdi. Peki bu GDO kime yarıyor? Dünyada GDO lu gıdaların çoğu pamuk, soya, mısır... Ve bu ürünlerin %99 u tek bir ABD'li şirkete ait.. Hayal bile edilemeyecek bir rant kapısı değil mi?


Daha önce de sormuştm ben bu soruyu ama yinelemem gerekiyor şimdi : Her halk hak ettiği gibi yönetiliyor ise ve bu hükümet %47 ile işbaşı yapmış ise, bu milletin geri kalan %53 ü ne suç işledi de bu gerizekalı, embesil, ABD hayranı angut adamlar tarafından yönetiliyoruz ve böyle aptal yerine konuyoruz???? Kim verecek bu sorunun yanıtını, aman kesem dolsun diye AKP ye oy veren iki yüzlüler mi? Yoksa dinden imandan bahsederken millete mısır diye GDO lu ürünü kakalayan parasever-vatansever-akpseverler mi ???


Buyrun okuyun Yılmaz Özdil yazmış...


--------------------------------------------------------------------------------------



Frankeştayn


Kürt açılımı yapılmasını anlarım... Çünkü, karşı çıkanlar olduğu gibi, destekleyenler de var. Ermeni açılımı da böyle... Sen itiraz edersin belki ama, şahane diyen de var.


*Peki, “Milletim öyle istiyor, açılım yapıyorum” diyen arkadaşlardan biri, bana izah edebilir mi lütfen, “genetiği değiştirilmiş organizma açılımı”nı niye yapıyoruz?


*Ortalık toz dumanken... Ahali, PKK’lıların memlekete gelişiyle meşgulken, dikkatler darbe marbe iddialarına yoğunlaşmışken, ana-babalar domuz gribi endişesine kafa yorarken... Kaşla göz arasında, TBMM’yi bypass ederek, şak diye yönetmelik çıkardılar... Ve, “genetiği değiştirilmiş organizma”ların ithalatını serbest bıraktılar.


*Hangi millet istiyor bunu?

*Her numaraya “Milletim öyle istiyor” diyorsunuz da... Mesela, genetiği değiştirilmiş domates istiyorum diyen Kürt var mı Türkiye’de? Genetiği değiştirilmiş çikolata istiyorum diyen Laz? Çocuğuma genetiği değiştirilmiş patates cipsi yedirmek istiyorum diyen Türk var mı aramızda? Kim istiyor bu işi kardeşim? Kim?

*Genetiği değiştirilmiş organizma, eğer angutsan, entel bi sıfat gibi geliyor kulağa, bilimsel gibi duruyor... Aslında “frankeştayn gıda” onların adı!

*Çünkü, normal yollardan insan evladı doğurmak varken; birinin kulağını birinin kafasına, birinin burnunu öbürünün suratına takmak gibi bi şey...

*Kabaca anlatırsak, dayanıklı olsun diye balık genini domatese, bakteriyi patatese monte ediyorlar... Sonradan tonla para verip ilaçlama yapılacağına, haşere ilacını daha tohumundan mısır genine kakalıyorlar. Sinek yuttuğu için böcek ilacı içen süper zekâ vatandaşımız gibi yani... Sevgili halkımız, adında domuz var diye, domuz gribi aşısı caiz mi diye soruyor ama, belki domuz genini soya fasulyesinde yiyor, haberi yok...

*Peki, niye yapıyorlar bunu? “Açlığı önlemek için” diyorlar... İnsanoğluna gıda yetişmiyormuş, böylece verimi arttırıyorlarmış... Raf ömrünü uzatıyorlarmış.

*İyi de birader... Buğday mı yetişmiyor bu ülkede? Pancar mı eksik? Pirinç mi yok? Yanlışlıkla elinden düşürsen, fışkırmıyor mu topraktan? Şapşal politikalar yüzünden, fazla geldiği için, para etmediği için, mahsulümüzü yakarken, derelere dökerken, hangi açlık?

*Allah’ın bu millete lüftu Anadolu’da, şu ürün yetişmiyor, o yüzden genetiği değiştirilmiş organizmaya ihtiyaç var, denebilir mi, utanmadan?

*Üstelik, sadece sebze-meyve değil hadise... O sebze-meyvelerle yapılan, bin küsur üründe var bu genetiği değiştirilmiş organizma... Çikolatadan cipse, meşrubattan ketçapa... Şeker ayaklarıyla, baklavada bile kullanıyorlar. .. Bebek mamasında var!

*Yersen ne oluyor? Avrupa’da resmen kanıtladılar; bağışıklık sistemini çökertiyor, kansere yol açıyor, kan yapısını bozuyor, sindirim sistemini harap ediyor, karaciğeri haşat ediyor, erken doğuma-kısırlığa sebep oluyor... Antibiyotik şırınga ettikleri için, farkında olmadan bağışıklık kazanıyorsun, hastalandığında antibiyotik alıyorsun, havagazı.

*İsviçre sokmuyor, Yunanistan sokmuyor, o beğenmediğin Sarkozy “Bunları Fransa’ya sokanı oyarım” diye yasa çıkardı... Burası dingonun ahırı mı?

*Aman yemeyelim dersen, nasıl yemeyeceksin? Nasıl ayırt edeceksin? Koklasan aynı, ellesen aynı, tatsan aynı, laboratuvara götürüp analiz ettirecek değilsin... Nereden anlayabilirsin? Etiketinden. .. Etiketin üzerinde “Bu üründe genetiği değiştirilmiş organizma var” yazmalı ki, bakıp anlayabilesin, di mi? Şimdi sıkı durun...

*Bunların memlekete girişine izin veren yönetmelik diyor ki, “Etiketlere genetiği değiştirilmiş organizma içermez yazılamaz!”

*Efendim? Yazılamaz!

*“İsteyen yemesin, baksın etikete görsün” diyeceklerine. .. “Etikete baksın, görmesin” diyorlar! İlla yedirecek.

*Tekrar soruyorum: Her numaraya “Milletim öyle istiyor” diyorsunuz da, bu açılımı hangi millet istiyor? Türk mü, Kürt mü, Rum mu, Ermeni mi, Laz mı? Bunu bu millete niye yapıyorsunuz?


YILMAZ ÖZDİL

26 Ekim 2009

Yeni bir...


Yeni doğan güneş yeni haberlere gebeymiş meğer...

Hiç planlamadan da gebe kalınıp, yıllardır planlanıyormuşcasına sevinilebiliyormuş minik test cihazındaki ikinci pembe çizgiye..

Evet evet evet.... Hamileyim.. İçimde yeni bir can, yeni bir merak, yeni bir heyecan, aklımda binlerce soru işareti ile bugün itibariyle 5 hafta+2 lik bir hamileyim yine yeni yeniden..

Sağlıkla kavuşmayı diliyoruz yeni güzelliğe ve gün sayamaya başlıyoruz artık..

23 Ekim 2009

Pekmezli - havuçlu - şekersiz kek...


Emre kuşuma dışarıda yapılmış şeker içerekn gıdalar almadığım gibi evde yaptıklarımdan da vermiyorum. Ama şeker yerine pekmezle tatlandırılmış bu kek çok lezzetli oluyor ve Emre de çok seviyor bunu..

Tarif Oktay Usta'ya ait.

Detaylar şöyle :

4 yumurta
1 su b. pekmez
2 havuç
1 çay b. ceviz
1 tatlı k. tarçın
1 tatlı k. yenibahar(ben kullanmadım bunu)
1 p. kabartma tozu (kabartma tozunda katkı maddesi vardır diye karbonat kullandım)
alabildiği kadar tam buğday unu.

Hazırlanışı :
Karıştırma kabına 4 adet yumurtayı kırın ve karıştırın. Üzerine rendelenmiş havucu ekleyin. 1 su bardağı pekmezi ilave edin.Üzerine kırılmış cevizi ilave edin. Üzerine alabildiği kadar un ilave edin. Üzerine 1 tatlı kaşığı tarçın ve yeni bahar ilave edin. Kek kalıbını margarin ile yağlayın ve içine ceviz serpin. Kek kalıbına harcı boşaltın.Önceden ısıtılmış 170 derecelik fırında pişirin.

Ben kek kalıbında değil de küçük boy yuvarlak borcamda pişirdim ve margarin ile değil zeytinyağı ile yağladım..

Emre ne yapıyor?


Soru : Emre ne yapıyor?
Cevap : Annesinin yaptığı pancar turşusunun tadına bakıyor...

22 Ekim 2009

Emre 19 aylık...

Emre kuzum 1,5 yaşını geçeli 1 ay oldu bile...
Çok hızlı büyüyor sanki..
Günler günleri kovalarken, büyüsün diye gözünün içine bakarken, yaşını ikiye dayıyor oğlum sessizce..
Kendisi büyürken bizi de büyütüyor oğlum.. Farkında olamadan geçip gidiyor günler..
Öğrendik artık o uyursa dinlendiğimizi, o yerse doyduğumuzu, o gülerse mutlu olabildiğimizi...
İyi varsın kınalı kuzum benim...
Bebekler anne-babalrını seçerlermiş ya..
İyi ki bizi seçtin, iyi ki geldin...
Seni çokkkk seviyorum birtanecim, cennet kokulu yavrum benim.

13 Ekim 2009

Diyet Aldatmacası...


Diyet ve benzeri oluşumlar Türk delikanlıları güçten düşürmek ve Türk tebaasının devamını engellemek için dış mihraklar tarafından çıkarılmış bilinçli bir düzmecedir.
.
Amaç eskiden bir koyunu bir oturuşta götüren dev gibi babayiğit atalarımızı ve tarlada doğum yaptıktan sonra bebeğini kundaklayıp elde orak çalışmaya devam eden büyük Türk kadınlarını; kalori sayan, grip olunca yatağa düşen, fitness ve aerobik yapan çıt kırıldım tiplere dönüştürmek ve Büyük Türk ırkını Japonlar gibi sıska zayıf ve sağlıksız bir ırk haline getirmektir.
.
İktiza ettiğinde 240 kiloluk top mermisini tek başına namluya süren bir Türk babayiğidini pazar arabası ile pazara çıkmaya muhtaç duruma düşürülmesinden daha soykırım ne olabilir arkadaşlar ?
.
Annemin anlattığı vita yağı dönemleri ve hatta dedemin anlattığı iç ve kuyruk yağı dönemlerinde kalp hastalığı var mıydı? Vardıysa neredeydi? sorarım size. Kolesterol çokluğu bir hastalık değil sadece ölçüyü kaçırdığınızın bir göstergesi olup 2 şişe soda ile oranı düşürülmesi mümkün bir basit durumdur.

Aziz Türk milletinin evlatları gelin bu oyuna düşmeyelim kalori diyet gibi tuzaklara kapılmayalım.
Can boğazdan gelir!
Gürbüz insan güzel insandır!
İştahlı insan sağlıklı insandır!
Soya fasulyesi et yerine geçemez!

Hindi etinin neyime derman olduğu belli değildir! Hindi ne tavuk ne de et yerine geçer adı hindidir hindi sevenler tarafından tüketilmeli yeni çağın mucizesi olarak yutturulmamalıdır.
.
Feminizm ve eşitlik adı altında değerli Türk kızlarının aklı çelinmekte, yemek yapmayı bilmeyen, yeni nesli abuk sabuk yiyeceklerle yetiştirecek, beceriksiz, uyumsuz, damak zevki gelişmemiş sunta kılıklı diyet bisküviyi yiyecek sanan, et yemeyen, geleneksel mutfağına bağlı kebap perver kişileri hanzo yada kıro gibi gören, sinirli ve bir deri bir kemik bir güruha dönüştürmekte az önce belirttiğim gibi Gelecek Büyük Genç Türk neslinden korkan dış mihrakların bir oyunudur.
.
Bir yeni çağ yalanı da Çin mutfağıdır. Aslında Çin mutfağı yada Çin yemeği diye bir şey yoktur onların olayı bahçede buldukları her türlü malzemeyi bir demir leğene doldurup (wog) diğer Çinliler mevzua uyanmadan acele pişirip (her şey az pişmiş) karnını doyurmaktan ibarettir. Bu kardeşlerin sayısı milyarlar ile ifade edildiğinden bizdeki gibi ortadaki tencereye kaşık sallama durumlarında masadakilerin yarısı aç kalmakta ve dolayısı ile tok açın halinden anlamamakta fakat kung-fu marifeti ile bir araba sopa yemekteydiler. Sonunda uyanık bir Çinli bu durumda çözüm olarak çubukla yemek tekniğini bulup masada bulunan herkesin tencerenin dibi görünmeden bir kaç lokma alabilmesini sağlamış ama sonuçta bu günkü cüce asabi ve kıl Çinliler ortaya çıkmıştır.Kahrolsun doymamış yağ oranları!
.
Kahrolsun şekersiz yiyecek içecekler!
.
Kepek ve lif insan değil hayvan gıdasıdır! (sıkıysa köyden gelen akrabanıza avakadolu hindi salatası ve yanında kepek ekmeği ve light kola ile ağırlayın bir dahaki kurban bayramı tavrını gözlemleyin.)
.
Her daim yaşasın geleneksel Türk ve Osmanlı mutfağı der; Bol salçalı yağlı ve hamur işli öğünler dilerim.
.
Yaşamınız fırından çıkmış bol fıstıklı ve peynirli künefe tadında geçsin.
.
Hamiş : Mailime gelen, kimin olduğunu bilmediğim bir yazıdır. Paylaşmak istedim.
 

This Template is Brought to you by : AllBlogTools.com blogger templates

design by Grumpy Cow Graphics