23 Aralık 2010

Babamın ardından...

Nereden başlamalı yeniden yazmaya hiç bilemiyorum aslında. Sanki bin yıldır yazmıyor gibi hissediyorum kendimi. Bir o kadar da özledim aslında yazmayı.. Bu nedenle karmakarışık, sırasız tuhaf, kuralsız bir yazı olacak bu..
Babamı kaybettikten sonra ilk kez kabrine gittik dün annem ve kızkardeşim Figen'le birlikte.. Çok tuhaf bir dinginlik ve üzüntü hisettim.
Ama önce babamla ilgili yazmam gereken şeyler var, anlatmam lazım...
2,5 senedir biliyorduk babamın kanser denen illete yakalandığını, mesane kanseri idi.. defalarca sistoskopi yapıldı, teşhisten sonra kendi doktoru ameliyat dediğinde inanmadık ona, iyiki de inanmamışız. hemen akabinde internetten araştırarak 3 ayrı profa götürdük babamı, hepsi aynı şeyi dediler, o ameliyatı kaldıramayabilir. hatta bir tanesi meşhur doktor vurdumduymazlığı ile şu cümleyi kurdu : "ben cerrah olarak süper bir ameliyat yaparım ama babanızın akciğerleri sönerse masadan kalkamaz...."
Vazgeçtik ameliyattan ve kemoterapi destekli ışın tedavisini seçtik. babam toplamda bir ışın tedavisi ve bir kür de kemo gördü. İkinci kemoyu tamamlayamadı. çünkü kanser karaciğerine sonrasında da kemiklerine sıçramıştı. son bir ay içinde ise kanserin beyinciğe de sıçradığını öğrendik. nasıl sıçramasın ki haftalarca kemoya başlayamadık karaciğer yetmezliği böbrekleri de işlevsiz bırakınca..
10 kasımda hastaneye yatırdık babamı, 26 kasımın ilk saatlerinde de kötü haber geldi...
Son gününde odasında tuvalete götüremedik annemle, hastabakıcı çağırdık yardıma.. halbuki o güne kadar gidiyordu tuvaletine kendisi yardımımızı alarak..
O gün hastane yemeğini beğenmediğinden balık istedi benden, çinekop ızgara olsun dedi.. kardeşimle dönüşümlü olarak hastaneye gidiyorduk ve annem hep yanındaydı.. yarın dedim figen getirir balığını, eğer o getirmezse cumartesi ben getiririm dedim. parmaklarıyla saydı günleri bir bir ve cumartesine çokkkk var kızım dedi.. O an kalk dedi içimdeki ses, kalk ve balık bul babana.. Fırladım gittim kadıköye, girdim balık pazarına, bir balıkçı buldum hem satan hem pişiren.. hemen verdim siparişi beklerken de yine oradaki manavda gördüğüm ve bir gece önce babamın annemden istediği taze siyah üzümleri aldım, balıkları aldım, koştum hastahaneye.. Balıklara çok sevindi, hemen birini temizledim, yavaş yavaş yedi, bir dal roka yedi, bir de çeyrek limon koymuşlar pakete onu yedi dış kabuğunu soyarak.. sonra üzümleri yıkadık, 3 tane de üzüm yedi.. ve bunu yazrken halen inanasım gelmiyor ama bu dünyadaki son rızkı bunlar oldum babamın. şimdi düşünüyorum da eğer o balığı ona yedirememeiş olsaydım, hayatım boyunca vizdan azabı çekecektim sanırım...
İnsanın kendi ya da sevdiklerinin ölüm zamanını bilmemesi aslında ne büyük lütuftur bize.. Bilseydik akıl sağlığımızı koruyabliirmiydik acaba? sanmıyorum...
Akşam üzeri hastaneden ayrılırken 1 gün sonra babamı yeniden göreceğimden ne kadar da emindim halbuki.. oysa çevremizdeki herkes -doktorlar da dahil- kurban bayramını çıkarabilirse ne mutlu diyorlarmış ardımızdan.. yani herkez sezmiş de sadece annem, Figen ve ben anlamamışız son dönemece girdiğini.. çünkü ölüm bir yakınınıza hiç yakışmıyor. ölüm soğuk, ölüm uzak.. halbuki o gün doktorumuz annemle de benimle de ayrı ayrı konuşmuştu ve diyaliz vs hiçbirşeyin aslında bu noktadan sonra çok da işe yaramayacağını, son noktaya geldiğimizi anlattı uzun uzun.. eve mi götürsek dediğimde ise babamın kansere bağlı ağrılarının daha başlamadığını ve o ağrıları hastanede morfin türevi ilaçlarla kendilerinin azaltabileceğini ama evde bizim elimizden fazla birşey gelmeyeceğini anlattı. konuşmanın sonuna doğru ne kadar zamanımız var dediğimi hatırlıyorum.. 1 ay dedi doktor.. max.1 ay..
Aynı gece babam gece 11 gibi fenalaşınca beyinciğe sıçrayan kanser nedeniyle bilincini yitirince yoğun bakıma kaldırıldı. annemi eve getirdik tabi çok korkmuştu o da.. tansiyonu evde 22 idi. hemen limonlu yoğurt yedirdik ve 17 ye düşünce de yatırdık annemi.. biz eşimle başımı yastığa koyar koymaz da hastaneden aradılar gelin dediler.
Yine konduramadan gittik hastaneye, yoğun bakım doktoru, babamın kalbinin durduğunu şu an müdahalede bulunduklarını anlattı kendinizi hazırlayın dedi.. o an ne hissettim hatırlamıyorum, sendelediğimi ve bir sandalyeye oturtulduğumu hatıorlıyorum sadece.. hala inanamıyordum.. kapıda beklerken figenleri aradık. 15 dakika sonra da kötü haber geldi zaten.. içim boşaldı işte o zaman.. bir gebenin içinden kopup gelen doğum anı gibi içim boşaldı, ruhum üşüdü.. derken figenler geldiler, kardeşimin o ilk bakışını ömrümce unutmayacağım, kötü sonu sorar gibi, inanmak istemezmiş gibiydi gözleri.. sarıldık....
Sonra sanki kendimizi bırakmamız için tanrım bir işaret etti bize.. biz babamın naaşını son bir kez görebilmek için oarda beklerken bir başka grup geldi, hepsi gencecik bir sürü insan.. kızlardan biri "olamaz", böyle bitemez.. meğer tiyatro ve dizi sanatçısı Onur Bayraktar da orada o gece vefat etmiş. onları görünce ister istemez içimden "allah sıralı ölüm versin" dedim sanırım.
Şimdi babamın yaşını soruyorlar bana, ne anlamsız bir soru.. babam 79 yaşındaydı ama o benim babamdı yaşının ne önemi olabilir ki? paylaştıklarımızı etkilermi ki bu? hayır.. kesinlikle hayır..
Sonrasında babamı morga götürdük görevlilerle birlikte.. son bir kez gördük onu o kapının önünde.. O esmer kara adam girmiş bembeyaz akça pakça biri vardı o sedyede.. gözleri daimi istirahatine hazırlanırmışcasına sımsıkı kapanmıştı dudakları sanki gülümsüyordu.. çok güzeldi, sıcacıktı, ölüm hiç ama hiç yakışmamıştı koca çınarıma...
ve arkasından birbirinden iğrenç ve anlamsız birsürü bürokratik iş.. babamı 26 kasım akşam üzeri 17:30 gibi Kınalıada camisindeki morga yatırabildik..
babam sağlığında bir gün vakti geldiğinde ölünce adaya gömülmek istediğini söylerdi.. ama gel görki adadaki mezarlık 2 sene önce dolduğu için kapanmıştı.. 1,5 gün süren canhıraş çalışmalar sonucu güç bela kınalıadaya gömülmesi için özel izin çıkarıldı.. Bu kez de yer bulmak sorun oldu.. Boş bulunarak kazılan 3-4 mesar yerinde de kemiklere rastlandığı için vazgeçildi. son olarak heybeliadaya gömülmesine karar verildi ama bu kez da 27 kasımdaki lodos nedeniyle vapur seferleri iptal oldu ve adaya kimseler ulaşamadı.. aslında iyi ki de öyle oldu, o gün adada olan kuzenim sayesinde son bir mezar yeri kazdırıldı ve uygunluğu tespit edilince de babamı kendi adasına, Kınalıadaya defnedebildik ertesi gün..
İşte dün babamı ziyerete gittiğimizde tüm bu olanlar yeniden geçti gözümün önünden ve bu kez kesin olarak idrak ettim babamın öldüğünü.. Her taşında her tuğlasında babamın alınteri ve emeği bulunan eve onsuz gitmek içimizi burktu.. Eşyalarını toparladık, Darülacezeye teslim ettik.. Şimdi görevimizi tamamlamış gibi hissediyorum kendimi.. sırada kırk duanı okutmak ve seni haberdar eylemek var.. o da olacak inşallah..
Babam, koca çınarım, emanetin annem başımızın tacıdır her daim.. Torunların ise canımızdan birer parçadırlar... Gözün arkada kalmasın, rahat uyu, mekanın cennet olsun inşallah...

16 yorum:

Adsız dedi ki...

ne garip yağmurun doğum hikayesini okuduğumda ağlardım gülerek, şimdi bu yazıyı okudum gene ağlayarak ama gülmeden.. benim yazamadığım dile getiremediğim ama düşündüğüm şeyleri yazdığın için ablam olduğun için, annem olduğun için ve artık bide babam olduğun için her gece şükrediyorum...evet biz bir çınar ağacıyız ve en büyük dalımız kırıldı ama bize öyle bir güçlü kök bıraktı ki...nur içinde uyu babacım.

Yasemin Aktuğ dedi ki...

Filiz boğazım düğümlendi arkadaşım. Diyecek bir söz bulamıyorum. allah sabır versin.

ELÇİN'İN YERİ dedi ki...

Filizcim dualarım hep babanla ve seninle...

Allah ruhunu dinlendirsin

Anne ve Bebisi dedi ki...

Allah sabir versin, mekani cennet olsun.

Pratik Anne dedi ki...

Allah rahmet eylesin. Huzur icinde yatsin. Sizlere de sabir ve metanet diliyorum.

İlknur dedi ki...

Tekrar rahmet eylesin Filiz.

SerpiL dedi ki...

başın sağolsun:( çok acı

Anne Café dedi ki...

Allah sabır versin, kalanlara uzun ve hayırlı ömür versin. Mekanı cennet olsun...

saricizmeli dedi ki...

bir dal roka, 3 üzüm,
belki de ömür boyu yediği yemeklerden daha fazla haz alarak yemek son öğünü...

ve vermek son nefesini, sevgili eşin yanında, ve bilerek evlatlarının hayrını...

hepimiz O'na döneceksek, güzel bitmiş son demler, resminden gördüğüm güzel insanın.

mekanı cennet, sizlerin ömürleri uzun olsun.

Çiğdemmm dedi ki...

Filizcim, ah Filizcim, ah babacım, ah canım, ah koca çınarlarımız ah ki ah

Aynı hisler, aynı yaşanmışlık.. her bir kare aynı..

Hem çokk hızlı hem çok yavaş, hem hiç gitmemiş gibi,hem hiç gelmeyecekmiş gibi !!Karmakarışık hisler

Mekanları cennet olsun inş. inş tüm acıları bitmiştir, koca çınarlarımızın..

ESHUR dedi ki...

Başınız sağolsun...Öyle iyi yansıtmışsınız ki 6 ay önce annemi kaybettiğimde yaşadığım acıyı...boşluğu...
Hala acıyor kalbim...
Allah rahmet eylesin...sizlere de bol sabırlar versin..

Hülyanın Tunası dedi ki...

filizcim
gozyaşlarıyla okudum yazdıklarını. tekrar sabır diliyorum.

Eko Anne dedi ki...

Allah sabır versin, yavrularına uzun ve sağlıklı ömür versin. Cok ağladım seni okurken. Söylenecek hiçbirşey yok. Allah rahmet eylesin

Deli Anne dedi ki...

Tekrar başınız sağolsun.. Ben de babamı önce yüksek tansiyon ve düşmeyle gelen beyin kanaması ve beyin kanamasının tetiklediği alzheimer sonrasında keybettim.. 10 sene sürdü.. yavas yavas çekti herşeyden elini eteğini.. en son tanımaz oldu kimseyi.. baba çok başka bir şey, çook!

Adsız dedi ki...

Icim yaniyor..
Benimde babamdi, cinarimizdi,,
Artik aglamadan,icim ciz etmeden yiyemem balik ve rokayi..
Gelince ilk isim yerinde ziyaret etmek olacak.
Allah mekanini cennet eylesin.
Kizlarina dusen gorev onu anilarimizda capcanli tutmak cocuklarimiz icin.
Safiye

ipekag dedi ki...

Allah rahmet eylesin Filiz.. Cok zor. birden bire çocukluğun bitiyor kaç yaşında olursan ol. Benim babam da 2005'te kansere yenildi. Mutsuzum.. Babasızlık hiç güzel değil. Allah unutturmasın gerçi,onlar yattıkça esimize, çocuklarımıza ömürler versin..
Acını paylaşıyorum. Hiç kanser ağrısı çekmeden vefat ettikleri için de seviniyorum.
Çok selamlar
Ipek