29 Kasım 2007

Nostalji...



İki gündür bilgisayarımın yedeğini alıyorum diye eski yeni ne kadar briiktirilmiş yazı, şiir, resim varsa bir bir gözden geçirip nostalji yapıyorum yakın geçmişime..

Aşağıdaki yazı da sanırım mail ile gelmiş, kaynağı belli değil, alıp saklamışım.. Uzunca ama okunmaya değer...


Benim çocukluğumda soframıza kuşlar konar
Rüyalarımıza melekler uğrardı
Kapımızdan yoğurtçu, bahçemizden ishak kuşu
Kalbimizden yeni çıkan şarkılar geçerdi.


Kışın yanan bir sobamız olurdu
Sobanın yanında kedimiz
Kedinin önünde yün yumağı
Bir hayat bilgisi fotoğrafı gibiydik

Yerli malı kullanan
Yurdunun üç tarafı denizlerle çevrili
Kuru incir, üzüm, fındık, tütün, çay, narenciye, kavun-karpuz yetiştiren
Kuru üzüm, inciri satan, karşılığında çamaşır makinesi, radyo, otomobil alan
Bir toprağın fertleri..
.
Biraz yoksul, biraz mütevekkil
Biraz mahçup, biraz kırılgan
Biraz naif ama hep umutlu
.
Özlerdik
Memleketteki halamızı
İnce doğranmış bir dilim pastırmayı
Yurttan sesler korosunu
Akşam komşuluklarını
Radyo tiyatrolarını
Sabah ezanını
Kalaycıyı, bozacıyı
Münir Nurettin şarkılarını
Orhan Boran yarışmalarını
Bakkalımızın utana sıkıla veresiye hatırlatmalarını
Okul önü koz helvalarını
Akşam oturmalarını ve hayatı..

Top oynardık
İp atlar, kedi kovalar
Taşlarla birbirimizin başlarını yarar
Mahalle savaşları çıkarırdık
Gece olunca da tutar babamızın elinden
Yazlık sinemaya gider
Sadri Alışık, Vahi Öz,Belin Doruk, Cüneyt Arkın seyreder
Olimpos gazozları içerdik
Güler eğlenir bağırır çağırır
Dönerken yıldızları sayardık
Sıkı çocuklardık.

Yollar bozuk, musluklar bozuk
Ziller bozuk, paralar bozuk
Ama adamlar sağlamdı.

Ben Fenerbahçe’yi, amcam Vefa’yı tutardık
Konya tahıl ambarı, mersin muz cennetiydi
Taksim’den Fatih’e troleybüs kalkar
Şişhane’de mutlak raydan çıkardı.
Hayat zor fakat çok matraktı.

Muammer Karaca adına bir tiyatro binası yoktu
Bizzat kendisi vardı.

Başımız ağrırdı, komşumuz vardı
Gönlümüz daralırdı, komşumuz vardı
Çorbamızı, umutlarımızı
Memleket kadar kalbimizi paylaştığımız komşularımız vardı

Geceleri bekçimiz
Gündüzleri sütçümüz
Bizim kadar zayıf olsa da
Nohuta, makarnaya alışmış olsa da
Sarman adında kedimiz
Ceplerimizde kırık misketlerimiz
Çamur bulaşığı ellerimiz
Ve gülümseyen bir yüzümüz
Göstermekten utanmayacağımız bir içimiz
Biraraya gelerek çektirebileceğimiz
Bir aile fotoğramız vardı.

Bir sabah bütün iyi şeylerin
Ayvansaray iskelesinden
Hayal ülkesine doğru demir alan
Bir Şirket-i Hayriyye vapuru gibi
Aramızdan ayrıldığını gördük.
Sonra Ayvansaray’ın sularının çekildiğini yazdı gazeteler

Ne Harman sigarası kaldı geriye
Ne olimpos gazozu
Ne Sadri Alışık, ne de Belgin Doruk

Kalan bir tortuydu belki de
Belki kırık bir rüya denizi
Belki suda düşürdüğümüz suretimizin
Cep aynamıza nüktedan bir yansımasıydı herşey

Herşey Maltepe sigarasının
Her arandığında
Her bakkalda bulunabilmesi ile
Büyüsünü kaybetmişti belki de..

Belki de biz bir rüya mı görmüştük ?

Hadi hepsi yalandı
Hadi hepsini ben uydurmuştum
Ama rüyalarımızın melekleri
Ve soframızın daim konukları kuşlar ?
Ya onlar...
Onları siz de mi görmediniz?
Sizin de sofranıza konup
Rüyalarınıza uğramadılar mı?
Onlar da mı yalandı?
.
Hamiş1 : İlla resim de ekliycem ya yazılarıma.. Eski resimlere bakarken ofisteki en eski resmimi buldum sonunda.. Ekim 2002, Kıbrıs... Balayındayız:-)
Hamiş2 : Yukarıdaki yazı Can Dündar'ın mı diye soranlar lunca ben de araştırayım biraz dedim ve İbrahim SADRİ'ye ait olduğunu öğrendim, bilginize...

3 yorum:

Hülya dedi ki...

Arşivimizi arada eşelemek iyi geliyor.Ruha,bedene,hayata...

Yazı çok güzel.Bana da bir ara gelmişti aynı yazı.Biraz Can Dündar havası sezdim yazıda ama kimin? emin olamadım...

Sevgilerimle canım...

buyulubahce dedi ki...

Valla Filiz'cim...
Ne diyeyim ne de güzel etmişsin bu yazıyı koymakla. Gittikçe uzaklaşıyor muyuz hayallerimizden? Kirlendi mi soframıza konan kuşların beyaz kanatları? Çocuklarımızım misketleri, çamur bulaşığı elleri olacak mı acaba? Çamur bulabilecekler mi ki bu binaların arasında :)
Hem gülümsettin, hem hüzünlendirdin.
İyi ettin ama...

Aklımdakiler... dedi ki...

* Hülyacım, gerçekten iyi geliyor eski günleri yad etmek bazen.. Yazıya sonradan ekledim ama yine de yazayım, yazı İbrahim Sadri'ye aitmiş.

* Büyülü bahçem, ben de seninle aynı kaygıları taşıyorum şimdiden.. Bir avuç topraktan uzak, misketsiz büyümemeliler.. Ben elimden geleni yapmak istiyorum, bakalım artık..