30 Mart 2011

Bizim evden haberler...

Günlerdir hatta haftalardır yazamıyorum, önce blogspotun mahkeme kararıyla kapanmasını bahane ettim kendime sonra canım istemedi yazmayı.. Canım yazmak istediğinde ise acayip bir yoğunluğum oldu.. O nedenle hemen ortaya bir karışık yazı attırıp, aklımdakileri dökesim var...

Evdeki kuzular tam gaz büyüyorlar...

Emre oğlum kocaman bir adam oldu sanki.. 1,5 aydır ç.iş ve k.akasını kendi isteği ile tuvalete yapıyor. Şimdilik sadece geceleri bez bağlıyoruz, çünkü gece kaldırsak bile bir türlü yaptıramadık tuvaletini.. ama inanıyorum ki yavaş yavaş o da olacak.


Doktorumuzun tavsiyesi ile gittiğimiz göz muayenesinden büyük bir üzüntü ile çıktık. Emre paşam malesef 2,5 derece miyop çıktı. Doktor gözük yazdı 1,5 numara.. Önce çok üzüldük çünkü hiç beklemiyorduk ve tüm öğrenim hayatı boyunca gözlük takmak zorunda kalması açıkçası üzdü bizi.. ama ne yapalım, buna da alışıyoruz yavaş yavaş, tek derdimiz gözlük olsun.. Çok şükür başkaca bir sorunumuz yoktur.

Emre tahminimizden daha iyi kullanıyor gözlüğünü, en azından seviyor...


Erdem oğlum ise tam gaz büyüme telaşında şimdilerde..
Artık koltuklardan tutunup ayağa kalkıyor, yan yan yengeç gibi sıralıyor ve iki gündür de emekliyor. İki gündür diyorum çünkü önce emeklemesi sonra sıralaması gerekirken o bunun tam tersini yaptı. Hatta birkaç gündür tay tay duruyor. Dün akşam saydım 10 saniyeden fazla ayakta dıurdu hiç bir yere dokunmadan.

Çok tatlı çok ballı bir şey oldu.. Anne, baba, dede, mama diyor.. En sevdiği insan tabiki abisi.. Etrafta abisi varken kimseyi görmüyor gözü.. Kalabalıklarda bile abisini seçiyor..

Hani Mimar Sinan Şehzade Camii için "çıraklık eserim", Süleymaniye Cami için "kalfalık eserim", Selimiye Cami için de "ustalık eserim" dermiş ya, kendini çok bilmiş gören bu anne kişisi de benzer cümleler kurma haddini buluyor kendinde.. emre oğlum "çıraklık eserim", Erdem Oğlum ise "ustalık eserim"dir benim. Böyle biline... Aradaki kalfalık eserini es geçiyorum, 3. çocuğu düşünmüyoruz zira, Allah isteyene versin..

Erdem kuzum büyüyüp de kendi yatağı dar gelmeye başlayınca onu abisinin yatağına terfi ettirip, Emre'ye de Çilek Mobilya' nın araba şeklindeki yatağından almak istedik. Aslında bu fikri aklımıza annem soktu. Rahmetli babam yeğenim Yağız'a doğum günü hediyesi almıştı bu yataktan. Hep dermiş anneme büyüsün Emre'ye de alıcam diye.. aldık sonunda, dün geldi müthiş şirin oldu oğlumun odası..

Babacım nur içinde yatsın, ara ara geliyor kokusu burnuma, dalga dalga.. Artık gidip de sımsıkı sarılabileceğim bir babam yok düşüncesi çok ağır geliyor.. Çok özlüyorum babamı.. Aklıma geldiğinde hani derler ya burnumun direği sızlar diye işte aynen öyle oluyor.. İnanamıyorum gittiğine..
Şimdi adadaki evi açmaya hazırlanıyoruz hep beraber ama O'nsuz ada ne de boş olacak.. O evin her çivisinde babamın emeği var, sevgisi var.. Hatırlamamak elde değil..

Şimdi kim kullanılmayan şanzımanlı çamaşır makinası kazanlarının üzerini çakıl taşlarıyla kaplayıp, onu evin önüne saksı yapacak? Kim atılmış kurnaların içine yoncalar ekecek, sardunyalar ekecek? Meşhur erik ağacımıza dadanan çocukları kim kovalayacak ? Kim???



2 yorum:

Zeynep dedi ki...

Nasıl büyümüş kuzular :) Bayıldım ikisine de..

Adsız dedi ki...

Ah Filiz ah.
Icimi yakip kavuruyorsun keske okumasaydim...
Safiye