29 Mayıs 2009

Bir banyo sefası...


Benim oğlum banyo yapmayı çok seviyor ama hiç çıkmamak şartı ile...


Bu şaşkın hali ise en komiği...


Havlulara sarınıp, kurulanıyoruz...

İşte annesinin en sevdiği bezelyeleri..

Üstümü giyinmem şart mı yahu ?

26 Mayıs 2009

İTÜ Uçurtma Şenliği'ndeydik...


Geçen cumartesi günü İTÜ nün Uçurtma Şenliğine Ayazağa yerleşkesine gittik. Eşim eski okul arkadaşlarıyla hasret giderdi.. Bir süredir görüşmemiştik zira...

Ben hiç bu kadar uçurtmayı aynı anda havada görmemiştim, hiç uçurtmam olmamıştı ve uçurmamıştım da..

1 ay kadar önce alışveriş yaptığımız bir mağazadan hediye olarak verdikleri uçurtma ile gittik şenliğe.. Tahmin edemeyeceğim kadar zevkli bir işmiş uçurtma uçurmak..


Emre kuzum önce pusetinde sakin sakin oturup etrafını seyretti..



Sonra yere serdiğimiz hazırda takıldı yarım saat kadar..


Sonrası ise görülmeye değerdi doğrusu.. Emre kuzusunu tutabilene aşkolsun... Çimlerde yayıldı da yayıldı kafasına göre...

20 Mayıs 2009

Gündönümü Çiftliği'ndeydik...

Sevgili sütçümüz Aysun hanımın davetine icabet ederekten gittiğimiz Gündönümü Çiftliğinden ve Aysun Hanım 'ın "Kızlarından" bahsetmek isitiyorum bugün.

Bir süredir -doktorumuzunda yönlendirmesiyle- oğluma bir çiftlikten gelen tazecik mis kokulu, muhteşem sütleri veriyorum, evin tüm yoğurt ihtiyacını da bu sütlerden karşılıyoruz..

Aysun hanım gerçekten bu işe gönül vermiş bir "ineksever".. Bizi de şimdiden kendine benzetiyor açıkçası.. Ben şahsım adına ilk defa ineklere hayran hayran bakarken yakaladım kendimi bu piknikte..

Şimdi biraz resim eşliğinde bu piknikten bahsetmek istiyorum... (Aysun hanımın da izniyle tabi)


Efendim pikniğimizi böyle bir koruda, meşe ağaçları altında, evden getirdiğimiz kilimlere, portatif koltuklara serilerek başladık.. Hava sıcaktı ama biz hiç rahatsız olmadık zira muhteşem bir rüzgar vardı bölgede..

Tabi içimizi ısıtan başka bir konu ise Aysun hanımın güzleryüzü ve konukseverliğiydi.. O gün anladıkki bize sadece çiftliğinin değil, evinin, ailesinin, güzel yüreğinin de kapılarını açmıştı.. Onu tanımaktan birkez daha çok mutlu olduk.. Eşi Mehmet Bey ve oğlu Can da aynen kendi gibi -hani kendi güzel, kalbi güzel- denir ya işte öyle insanlardı..

Biz çiftliğe vardığımızda ilk grup "Kızları ziyarete" başlamıştı bu nedenle biz yemekten sonraki gruba katıldık..


Aysun hanım çiftliğin her tarafını gezdirdi bize.. Anlattı bir bir neler yaptıklarını, o mis kokulu sütlerin mutfağımıza nasıl ulaştığını..


Bu görmüş olduğunuz karışım Mehmet bey tarafından formüle edilen ve her statüdeki inekler için ayrı ayrı hazırlanan yem karışımı.. Çiftlikte kızlarını hazır yemle beslemiyorlar, kendileri en iyi karışımları bulup hazırlıyorlar yem ambarlarında..


Bunlar yavrular, doğumlarından itibaren 2 ay boyunca kendilerine ayrılmış özel yerde sütle besleniyorlar.. Çok ama çok şirinler bu süt danaları:-)))



Bu bölümde ise henüz hamile kalmamış olan genç kızlarla, aşılaması yapılıp hamile kalmış olanlar ayrı bölmelerde tutuluyorlar..


Burası da kapalı alan, bu alanda ise süt verenler ve doğumu yaklaşmış olan inekler var..


Ve sağımhane.. İnekler hergün sabah akşam müzik eşliğinde makinelerle sağılıyorlar.. Her inek ilgili alana gelince önce memeleri temizleniyor, deneme sağımı yapılıp herhangi bir kanama, pıhtılaşma vs.. varmı kontrol ediliyor ve memesi steril edildikten sonra da sağılıyorlar.. Her ineğin ayak bileğinde vericilerle hangisi ne zaman sağılmış, kaç lt. süt vermiş vs.. izleniyor..


Sağılan süt hiç hava ile temas etmeden bu soğutma kazanında toplanıyor ve dağıtılıyor..


Ha unutmadan bu da ortak masamız, herkez bir-iki çeşit yaptı getirdi, zengin bir soframız oldu..


Yemekten sonra yayıldığımız yerlerde ise yalnız değildik asla:-))) Çiftlik sakinleri bizi hiç yalnız bırakmadılar...

Sonuç itibariyle harika bir gün geçirdik, evimize aldığımız sütün kaynağını gördük, bir kez daha içimize sindirdik.. Aysun hanıma ve ailesine, çiftlik çalışanlarına herşey için teşekkür ederiz...

22 Nisan 2009

Müjdeli haber...

İnsan hep kötü zamanlarında çevresinde dost bildiği tanıdık yüzler arar derler ya aslında çok da doğru değil bu.. Kötü olaylar kadar iyi olaylar ve iyi haberler de yanımızda yöremizde şöyle canı gönülden sarılıp paylaşılacak dostlar isterler.. Tıpkı bugün olduğu gibi..

Bir mail okudum, çok ama çok sevindim, oturdum ağladım.. En sevdiğim arkadaşımdan, taaa Kanada'lardan, babamın 3. kızından çok ama çok güzel bir haber aldım.. Ama şöyle sımsıkı sarılıp da bir arkadaşıma, paylaşamadım sevincini, sevincimi.. Uzaktan gözyaşı döktüm sadece..

Ama olsun dedim sonra.. Evlerimiz uzak birbirine ama bak gönüllerimiz çok yakın halen.. Değil mi Saf'ım?

21 Nisan 2009

1. Doğumgünü Partimiz





Aslında Perşembeye denk gelen doğum günümüzü Cumartesi günü kutladık.. Anneler, babalar, dedeler, amcalar, teyzeler, kuzenler, arkadaşlar derken toplam 20 kişi olduk..







Soframıza gelince ;



Çin pilavı



Su böreği







Mayonezli patates salatası


Zeytinyağlı yaprak sarması



Portakallı çikolata topları


Elmalı kurabiye


Peynirli poğaça



Damla sakızlı un kurabiyesi


Ve pastamız:-))


Pastamızı Işıl yaptı.. Muhteşemdi.. Özel bir günde özel birşeyler yaptırmak isteyen herkese tavsiye ederim..

16 Nisan 2009

Emre'min 1. Yaş Hatırası


Bugün canım yavrum Emre'min 1. yaşgünü.. Tam bir yıldır, kucağımda, göğsümde, aklımda, hertarafımda o var..

Hergün büyüyor, her gün şaşırtıyorsun bizleri.. Geçen 1 yıl içinde neler yaşanmadı ki? Ne günler, ne geceler yaşadık, birlikte koyun koyuna.. Yaşarken zor gelse de şimdi dönüp arkamıza baktığımızda, masal gibi gelen tüm güzellikler için şükrediyorum sadece..

Oğlum, canım, kartopum benim.. Mis konulu, cennet kokulu evladım.. Kelimeler gerçekten de kifayetsiz kalıyor seni anlatmaya çalışınca.. Öyle güzelsin, öyle tatlısın..

Bu bir yılda geldiğimiz noktada yine tarihe not düşmek adına neler yapıyoruz bir özetlemek lazım :


* Baba, dede, anne, düt diyebiliyorsun.
* Biberonla içtiğin mama veya sütün ardından gazın varsa çıkar diye sırtına pat pat vurunca sen de benimsırtıma vuruyorsun.
* Uykun gelince halı, parke, yastık, neresi olursa olsun yüzüstü seriliyorsun.
* Uykudan uyandığında müthiş tatlı oluyorsun..
* Çok şükür ki halen emiyorsun..
* Göz, burun ve ağzının yerini biliyorsun ama bizimkileri göstermeyi daha çok seviyorsun.
* Çorap giymekten hoşlanmıyorsun her fırsatta çoraplarını çıkarıp yalınayak geziyorsun.
* Çoraplarını ayağına, bezini bacaklarının arasına, diğer giysilerini ise başından aşağıya geçirmeye açlışıyorsun.
* Birkaç saniyeliğine tay tay duruyor sonra poponun üzerine düşüyorsun.
* Eğer birtarafları karıştırmıyorsan yalnız olmayı sevmiyorsun, seninle oynamasak da yanında olalım istiyorsun.
* Müzik duyunca hemen ellerini iki tarafa açıp tempo tutuyorsun.. Yalnız anlamadığım, hızlı müzikte hızlı hızlı, yavaş müzikte yavaşça yapıyorsun bunu.. Aradaki farkı nasıl farkediyorsun?
* Bizi taklit etmeyi çok seviyorsun.
* Gel, git, getir, hayır, cıs, bay bay, baş baş gibi basit kelime ve konutları anlıyorsun. Ama işine gelmezse duymamazlıktan geliyorsun.
* Tarağını eline alınca kafana sürüp saçlarını tariyorsun..Aynısını bize de yapıyorsun.
* Kapıdan çıkar çıkmaz sakinleşiyorsun. Aynı şekilde pusetine binince de bir durum olduğunu farkedip meraklı gözlerle beklemeye başlıyorsun.
* Anneanne, dede ve babaanneye çok şirin tepkiler gösteriyorsun.
* Babanı görünce genellikle çıldırıyorsun.. Gündüz baba nerde deyince de kapıyı gösterip bay bay yapıyorsun.
* Telefonu eline geçirince kulağına götürüp konuşur gibi yapıyorsun.
* Yemek yerken doydu ise ağzına verdiğim herşeyi geri çıkarıyor, zorlarsam öğürüyorsun.Eğer yemek istemiyorsan ağzını açmıyorsun.
* Azıcık fazla uyusan kendini özletiyorsun.
* Kaka yaparken müthiş komik görünüyorsun. Bitince kendi kendine gülümsüyorsun.
* Çok ama çok nazlı bir kuzusun, yanlışlıkla sesimiz yükselse hemen dudaklarını büzüp ağlıyorsun..
* Banyoda çok eğleniyorsun, koltuk altını, ayaklarının altını falan sabunlarken kıkırdıyorsun.
* Muhteşem bir gülüşün var, her seferinde "bu bebeği ben mi doğurdum?" diye düşünmeme sebep oluyorsun. Her seferinde şükrediyoruz Allahımıza.. Öyle masum, öyle şirin, öyle güzel bir bebeksin ki..Hayatımızın senden önce ne kadar boş, anlamsız ve sade olduğunu hatırlıyor ve seni çok ama çok seviyoruz birtanem.. İyi ki varsın, iyi ki doğdun..

Bu arada çok özel bir teşekkür etmek istiyorum buradan.. Baba'mıza...

Dünyanın en ilgili, en sıcak, en sabırlı, en keyifli, en komik, en tatlı, en yakışıklı babasısın sen Aşkım.. İnanılmaz derecede ilgilisin, şevkatlisin, pozitifsin.. Emre doğduğundan beri, süt emzirmek dışında her türlü olayını paylaştın bizimle.. Bana destek oldun, ama her açıdan.. Sen hayatımda verdiğim en doğru kararsın, dünyanın en iyi eşi, arkadaşı, sevgilisi ve şimdi de babasısın.. İyi ki varsın..

08 Nisan 2009

Deli miyim neyim ben?

Evet evet kesin delirme sınırındayım..

Biraz önce kendimi, yoldan geçen bir ortaokul talebesi çocuğa "şşştttt, çalma o düdüğü, bebek uyuyo" diye çemkirirken yakaladım.. Hem de taa 5. kattan.. Hem de sitenin dışına doğru..

E pes yani.. Bunu da yaptım ya...

22 Mart 2009

Bu bu nedir bu ?


Soru : Yukarıdaki şey nedir ?
Cevap : Babamızın doğalgaz borusuna kurduğu ve Emre paşamı uyutmak için kullandığımız çingene salıncağıdır efendim.

Kazalarda İlk Yardım & Evde Çocuk Güvenliği- Seminer Duyurusu


Kids Safe-T firmasının düzenlediği "Kazalarda İlk Yardım & Evde Çocuk Güvenliği Semineri"ne katıldım Cumartesi günü.. Bence her annenin hatta babanın, bakıcının katılması gereken bir seminerdi..

Evde çocuklarımızın başına gelebilecek bilimum kazalardan, korunma yollarından ve (Allah korusun) olurda kaza gerçekleşirse neler yapılabileceğinden bahsediliyor.. Ama en verimli tarafı maket bebek üzerinde canlandırma, suni kalp masajı ve hayat öpücüğü denilen ağızdan nefes desteğini de içeren uygulamaların her katılımcı ile tek tek gerçekleştirilmesi.. Seminerdeki konuşmacılar Arzu Birinci - Çocuk Güvenliği Uzmanı/Y.İç Mimar ve Prof. Dr. Serpil Uğur Baysal - İstanbul Tıp Fakültesi - İstanbul Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Sosyal Pediatri Bilim Dalı ve İ.Ü. Çocuk Sağlığı Enstitüsü Aile Sağlığı Anabilim Dalı.. Özellikle Serpil Hanımın anlattıkları çok önemli şeyler...

Her ay bir kez tekrarlıyorlar ve katılım ücretsiz. Saat 10:00-12:30 arasında Mohini Alışveriş Merkezinde.. Bence mutlaka gidilmeli.. Bilginize..

Fileli alışveriş günleri...


Hani eskiden naylon poşetler filan icat edilmemişken, doğayı bugünkü hızımızla kirletemiyorken, alışverişe çıkarken evden yanımıza aldığımız alışveriş fileleri vardı..

Aldıklarımızı 10.000 adet naylon torbaya değil de o filelere koyardık.. İşte İbeking arkadaşımız da o filelerden almış, isteyen birçok kişiye gönderdi ve şu bloğu açtı ki, artık şu poşet çılgınlığına son verelim diye...

Kendisine teşekkür ediyor ve herkese öneriyorum..


İlk fileli alışverişimi Cumartesi günü yaptım ve markettekilerin tuhaf bakışları eşliğinde kasadan önce tarttırdığım sebzelerin poşetlerini tekrar poşet köşesine koydumki kullanılsınlar yeniden diye.. Kasada da poşet değil filemi kullandım.. Ama anladımki daha çok file edinmek ve birtanesini hep yanımızda taşımak gerekiyor..

18 Mart 2009

Bugünlerde...

Bugünlerde canım feci şekilde kitap çekiyor..
Bir kitapçıya giresim, saatlerce kitap seçesim var..
Yoruldukça kitapçının kafesinde bir kahve içip, ayaklarımı dinlendirip,
yeniden kitap seçesim var..
Aldıklarımı kağıt kitapçı poşetlerine doldurasım, çıkarken "of amma kitap aldım,
inşallah kolay taksi bulurum" diye hayıflanasım var..
Aldıklarımı eve gelip kanepeye uzanıp bir oturuşta okuyasım var..
Yazarların başka kitaplarını da okumuş muydum diye düşünesim var..
Hayal kurasım var..
Bir de dünyalar güzeli, bir dakika yerinde durmayan 11 aylık bir oğluşum var..
Bilmem anlatabiliyor muyum?

03 Mart 2009

Günün sözü :-)

Her kadın hayatının bir bölümünü budist olarak yaşar çünkü mutlaka bir öküze tapmışlığı vardır...

02 Mart 2009

Pencere önü bostanlarım




Oktay ustanın programında gördüm de heveslendim, adamlar yapmışlar.. Buradan aldım, şimdi evimde maydanoz ve taze sarımsak yetiştiriyorum, hergün suluyorum, büyümelerini izliyorum.. Sarımsakları birkez biçip, kullandım bile. Maydanozları paşamın çorbasına katıcam:-)))




Şurdan burdan...


Herkeslere selamlar,

Oğlum son hızla büyürken, ben iş bulma hayallerinin peşinde iken ve de Mart ayına da girdiğimiz şu günlerde, yine tarihe not düşmek adına yazmak lazım..

Emre paşam büyüyor, çok hızlıca ve her gün bizi şaşırtarak.. Ağzında tam 8 tane dişi var. 4 altta, 4 üstte.. Saçları uzadıkça enseden kıvırcıklaşmaya başladı, aynı babamın saçları gibi:-))


Önce "de-de" demeye başlamıştı, sonra "bab-ba".. Şimdi ise arada "ma-ma" da diyor. Ve hele bir de "annn-ne" demesi yokmu, Allahım bu nasıl bir duygudur böyle.. İçim eriyor..Bu günleri de gördüm ya, çok şükür yaradana...
Emrecik koltuklara tutup tutup kalkıyor, hatta 2 gündür sıralıyor yavaştan..Yan yan bir gidişi varkı yengeç gibi aynı, çok tatlı.. Bir şeye odaklanınca 3-5 saniye tay-tay durabiliyor hatta...
Teknolojik herşeyle inanılmaz ilgili.. Bilgisayarı görmesin, önünden almak mümkün olmuyor.. Telefonlar, kumandalar favorisi.. Hele yanında telefonla konuşmaya görün, yırtıyor kendini, telefonu kulağına dayayıp, karşı tarafın sesini dinletince mest oluyor zevkten...

Kilosu ve boyu gayet yerinde.. 15 gün önceki kontrolde 10,3 kg. idi.. Boyu da 73,5cm.

Elini ağzına götürme alışkanlığı gayet iyi.. Eline verdiğimizi havuç, elma, salatalık, bebe bisküvisi gibi yiyecekleri tırtıklıyor minik dişleriyle.. Ben yemek yedirirken onada kaşık veriyorum bazen, o da mama sandalyesine vurup kaşığı, ağzına götürüyor, kendi yiyormuş snki yemeğini gibi.. Mama sandalyesinde önüne makarna koyarsan kendi yiyor çok şirin.

Haftada iki gün deniz balığı, bir gün tavuk, diğer günlerde ise kırmızı et yiyor bir köfte büyüklüğünde.. Balığı çorba yapıyorum, tavuğu genelde tarhanasıyla beraber pişiriyorum. Eti de sebzeye katıyorum tabi.. Yemekle aramız iyice, yalnız yer elmasını ve pırasayı çorbasına katınca sevmedi.. Bir de balkabağı püresini yemeyi reddetti.. (Babası haklı diyor:-))) Diğer sebzelerle aramız iyi çok şükür.. Meyvasını da yoğurduyla beraber veriyorum, elma, armut, muz..

Ben evde yalnızken onu yerde bırakıp gözlüyorum hep, sürekli kucağımda olmasına izin vermiyorum. Ama anneanneler bizde iken 1-2 günde kucağa alışıyor ya da yanında sürekli birinin oturmasına.. Onlar gidince de 1-2 gün mızıldıyor ama ilgilenmiyormuş gibi yapıp, kendi başına oynamaya alıştırıyorum yine... Babaanne ile arası süper, onun her dediğini yaptığının çok farkında, şımarıyor da şımarıyor:-))

Müzik duyarsa el çırpıyor, anneannesi şarkı söylerse popoyu sallıyor dans ediyormuş.. Bir de onunla "bir bir babaya söyliycez" oyunu oynuyorlar, bir avucunu açıp, diğer elinin işaret parmağıyla avucun ortasına bir bir yapılır ya öyle.. Bir de son zamanlarda bay-bay yapıyor..

Sokak delisi bu yaşta, kapıdan çıkıp asansöre biner binmez değişiyor.. Sakinleşiyor.. İyi havalarda pusetine koyup dışarı çıkarıyorum, gayet memnun halinden...

"Hayır, yapma, cıs, ee kaka" kelimelerini anlıyor ama işine gelmezse duymazdan geliyor.
Ayakkabı giymeyi hiç sevmiyor, zaten envai çeşit ayakkabı denedik, hani yürütmek amaçlı değil hiç olmazsa dışarda soğuktan korunmak için ama ayakları o kadar toparlakki, sığamıyor ayakkabılara.. Poğaça ayaklı oğlum benim,aynı Yağız abisi ve dedesi gibi...

Gündüzleri iki kez uyuyor, ortalama 2şer saat diyebiliriz.. Gece ise değişken.. Uykusu varsa süper de uyku tutmazsa saat başı dikiyor bizi.. Neyseki babası koridordaki doğalgaz borularına çingene salıncağı yaptı, orada sallanında daha kolay dalıyor.. Bazende orayı istemiyor, ayağımda sallaıyorum ya da babası kuağında uyutuyor.. Zaten hasta ise sadece kucakta uyuyor..
Doğumgününe hızla yaklaşıyoruz, beni de heyecan basıyor tabi.. Ne güzel telaşlarmış bunlar...

Şimdi düşünüyorum da biran önce iş bulmak ve çalışmak istiyorum ama hayatımın hiçbir döneminde yaşayacağım işsizlik bukadar anlamlı olmazdı herhalde.. Oğlumu 5,5 aylık nasıl bırakıcam babaanneye diye kara kara düşünürken gerçekten bir mucize oldu(oğlum açısından) ve işsiz kaldım.. Şimdi Emre neredeyse 11 aylık oluyor ve halen ben bakıyorum oğluma.. Bu da nasip kısmet herhalde.. Oğlumun şansı.. Ne diyelim Allahın dediği olur, hayırlısı buymuş demekki...

13 Ocak 2009

Eviçi hallerimiz...


Tarihe not düşmeye devam...

Emre paşam tam 1,5 yıldır hayatımızda, Cuma günü 10. aya giriyoruz.. 18 ay çok uzun gibi geliyor insanın gözüne değil mi? Ama dün gibi daha birinci hamilelik testine güvenmeyip ikincisini alışım, şimdi ikisi de mücevher kutumda saklılar... Sabahları mide bulantıları, kusmalar, ilk hareketini hissedişim, doğumum... Eve gelişimiz, sancılı günler, göğüs yaralarım, uykusuz geceler... Ana kucağından parkeye düştüğü gece, hstanedeki koşuşturmaca, ilk dişini görüşüm, neler yaşandı neler..

Bu arada hiç yazmadım ama Temmuz sonundan beri işsizim ben de.. Çalıştığım danışmanlık firmasının holding ile sözleşmesi fesh edilince işsiz kaldım.. Şimdi dört gözle iş bulmaya çalışıyorum. Emre paşama babaanne bakacak.. Hayırlısı..

Emre birkaç gündür emekliyor.. Ağzında tam 7 adet dişi var.. Beni emmeye devam ediyor tabi.. Hele de geceleri... El çırpıp alkış yapıyor müzik duyunca, bir bir bir yapıyor iki eli ile çok komik.. Sevinince ellerini kuş kanadı gibi iki yana açıp çırpması varki görmeye değer.. İki gündür işaret parmağını uzatıp benim burnuma sonra da kendi burnuna dokunduruyorum çok sevdi bu oyunu da.. Emerken onun ve benim serbest kalan ellerimizle çakkkk yapıyoruz, ağzında memeyle bir gülüşü varki sormayın..

Sabahları uyanma saati değişken, 6:00 - 7:30 arası gidip geliyor.. Kalkınca emiyor önce, 1,5 saat sonra da kahvaltı yapıyoruz.. 5 cicibebe bisküvi, tereyağ, tuzu alınmış beyaz peynir, yumurta sarısı var kahvaltıda.. Ama yumurta gün aşırı, hergün değil.. Uyumadan önce isterse yine emiyor.

Suyu çok seviyor oğlum, bol bol içiyor.. Gün içinde en fazla 3 saat uykusuz kalabiliyor.. Çok erken kalkmamışsa ortalama 2 şer saatlik 2 uykumuz var, erkenden kalkmışsak, akşam üzeri 1 saat kadar daha uyuyoruz.. Banyosu gün aşırı yatmadan önce.. Ve çok seviyor suyu maşallah..

Sabah uykusundan sonra yime emiş ve 1,5 saat kadar sonra öğle yemeği.. Etli sebze püresi.. Pırasa ve yer elmasını sevmedi oğlum.. Favorileri ise karnıbahar ve brokoli...

Sonra yine emiş ve uyku- emiş...

Kalktıktan 1 saat kadar sonra meyva.. Arada emişler ve nar-havuç suyu takviyeleri.. Akşam üzeri 8-9 gibi yoğurt..

Gece yatarken de uzun bir emiş ve 90 cc mama.. En geç 22:00 de uyumuş oluyoruz.. İşte bir günümüz böyle geçiyor.

12 Ocak 2009

Acil resim paylaşımı...

Yine geç kaldık gelişmeleri anlatmak için ama önce çok ama çok sevdiğim bir arkadaşım için Emre paşamın resimlerini paylaşacağım.. Sonra laflarız...

Son model Emre kuzusunun resimleri O'nun için geliyor... O bir çılgın bediş, O bu mahallenin delisi, O bir plansız hatun(artık değil:-), O tanımaya başladığım an hayatlarımızın kesişmesinin bir şans olduğunu düşündüğüm deli şahsiyet, O "değmez hiçbirşeye, bu dünyada ölüm var ya...." diye birbirimizden habersiz kafa patlattığımızı öğrenince karşılıklı olarak döktüğümüz birer damla gözyaşının muhatabı, adını söylemiycem, O kendini biliyor... Acil şifalar diliyorum canım dostuma... Eminim bu da geçecek...


Kurban bayramı cicilerimiz...


Bir banyo sonrası yakışıklı halimiz...



Yoğurt nerede ? a) Midesinde b)Yüzünde c)Önlükte d)Hepbiri...

Uykudan uyandım mahmurum mahmur...


Ha bu tulumunan ben laz uşağu oldim da...

Dedemizin hacdan getirdiği arap şeyhi kostümü...


29 Ekim 2008

Nerede kalmıştık ?

Taaa Temmuz ayından beri yazmadığıma inanamıyorum.. Çok ara verdim ama nedense yazacak enerjiyi bulamadım kendimde, aslında tarihe not düşmek için sıklıkla yazmak istiyordum oğlumun gelişimini ama olmadı.. Neyse bundan sonra sıkça yazarım inşallah.

Kendimi affettirmek için çokça fotoğraf paylaşayım bari:-)))

Ana-oğul sefası...

Uğur böceklerimiz Emrfe ve Yağmur kuzenler :-)

Şirin babayım ben:-)


Gülen surat :-)


Bayram şekeri bu:-)


Oğlumun yer yatağı sefası :-)

Son halimiz...

Bu arada oğlumun iki adet dişi çıktı alttan.. Bugün itibariyle 8.800 gr. ve yaklaşık 65 cm. (Maşallah diyelim:-)boyundayız. Kendisi 6. ayını bitirdi, 7. ayın 13. günündeyiz..
Malesef 3 gündür feci şekilde nezleyiz.. Babamızdan kaptı.. Ağzı burnu gözleri nasıl akıyordu yavrumun, dün tüm gün o ağladı, ben ağladım çaresizlikten. Hemen doktora gittik tabi, sadece nezle imiş.. Bugün daha iyiyiz neyseki..
Ben küçükken annem hastalandığımda annem hep "aman siz hasta olmayın kızım ben olayım" derdi.. Şimdi anlıyorum onu.. Çok zormuş hasta olması, gözlerinde nasıl bir çaresizlik var ve elinizden birşey gelmiyor.. Allah beterinden saklasın herkesin yavrusunu...
Şimdilik bu kadar..