04 Nisan 2007

Mis kokusuz sokaklar...

Ben küçükken bahçesinde ayva, incir ve şeftali ağaçları olan bir evimiz, evimizin bitişiğinde amcamların ve halamların evleri, halamın evinin bir bahçesi, bahçenin girişinde hanımeli, aşağısında dut ağaçları, her merdivende sağlı sollu dizilmiş öbek öbek yonca ve çan çiçeği saksıları olurdu. İşte ben o yoncaların yeşil yapraklarını köke yakın biryerinden koparır ve yerdim.. Biliyor musunuz yonca çiçeğinin sapları ekşi ekşi olur tıpkı asma yaprağının dalları gibi.. Ben çok sever sürekli tırtıklardım o yonca öbeklerini.. Halamla annem de hep kızarlardı bana karnım ağrıyacak diye... Halbuki hiç bu sebeple karnım ağrımadı benim..

Şimdi ise bahçesindeki 5-10 ağaç nedeniyle yeşilliği kısmen baskın bir sitede oturduğumuz için seviniyor, ama dalından meyvasını gönlümüzce koparıpta yiyeceğimiz bir ağacımız bile olmadığı için üzülüyoruz.. Çan çiçeğini fayanslar üzerinde görüp eski günleri hatırlıyor, yıllardır yonca görmemiş olduğumuzu, gördüğümüz bir resim üzerine hatırlayıp hayıflanıyoruz..

Bu sabah evden çıkıp servise yürürken farkettim ki bizim sokak malesef hiç kokmuyor.. Yani kokmuyor dediğim eskiden hatırlıyorum da bir yerden geçerken sıklıkla hanımelinin baygın kokusuna rastgelir, hemen oracıkta biraz daha oyalanarak, o mis gibi kokuyu içimize çekerdik.. Ya da olmadık yerlerde karşımıza çıkan yasemin kokuları bizleri mest ederdi.. Şimdi kokulardan da uzaklaşıyoruz, onların bize hatırlattığı güzel günlerden de..

Şimdi tek yapabildiğimiz resimlerle yetinmek, eski günleri hüzünle yad etmek ve içinde hanımeli ve yasemin kokuları olan parfümler kullanmak...

Ne acı bir durum değil mi?

Hamiş : Yukarıdaki resim sevgili Handan'ın
Objektif bloğundan alıntıdır. Teşekkürler Handan...

3 yorum:

Krizalit Kristalin dedi ki...

Ya hala var öyle yerler ama yaşadığımız yerlerde değil ki. Mesela Tekirdağ'da okudum ben. kaldığımız evler hep bahçeli yazlıkçıların evleriydi. şimdi gitsem oralara her bahçenin önünden geçerken mis gibi hanımeli kokusu yayılır.. Am yine de böyle konular hep büyüdüğüm yeri, büyükbabamların evini hatırlatır bana..

Ah.. ah.. bütün bunların sorumlusu gelişen dünya mıdır sadece yoksa biz insanlar baş mimarlar mıyız?

Handan dedi ki...

On senedir yeşilliğin içinde oturuyorum. Ondan önce de İstanbul'un hâlâ bahçesinden meyva yenilebildiği bir semtindeydim.(Orada hâlâ yeniliyor:) Bu sene ihtimal taşınacağız. Umarım yine yeşilin içinde bir yer bulabiliriz. Kapıyı açınca içeri dolan toprak, yeni kesilmiş çimen, ıhlamur, leylak , hanımeli kokularının insana verdiği mutluluk başka hiçbirşeyde yok bence.

Fakat , biz insanlar önce yeşil diye bir semte taşınıp, sonra kendi bahçemizdeki yeşilliği camın önünü kapatıyor, bu ev çok küçük yetmiyor gibi bahanelerle yok edersek, korkarım yakında kupkuru ortada kalacağız.

Ben bir bahçeye çıkıp geliyorum :)

Aklımdakiler... dedi ki...

Sevgili Krizalit ve Handan, sizler ne şanslısınızki hala o yeşil bahçelerde yaşama şansına sahipsiniz.. Handan benim içinde çek içine bahçenin tüm kokularını..
Sevgiyle kalın, yeşil kalın... Filiz.