Kendimi affettirmek için çokça fotoğraf paylaşayım bari:-)))
Ana-oğul sefası...
Uğur böceklerimiz Emrfe ve Yağmur kuzenler :-)



Ana-oğul sefası...
Uğur böceklerimiz Emrfe ve Yağmur kuzenler :-)
Bu son günde daha çok şey yazmak isterdim ama üzerimde bir tutukluk varki sormayın, sanırım gerginlikten..
Elimden gelen tek şey her işimizin yolunda gitmesi için dua etmek.. Yarın sabah saat 8:30 da başlayacak olan operasyon sonucunda inşallah epiduralle uyuşturulmuş bir şekilde oğlumla buluşucaz… Allahım sen yardımcımız ol… Hamile olmayı bekleyen tüm anne adaylarına, doğumunu bekleyen hamilelere, evlatlarını sağlıkla ve sıhhatle kucaklarına almayı nasip eyle… İçinde bize de…
Ve bu satırları okuyanlardan da bir ricam var, iyi dileklerinize ve dualarınıza ihtiyacımız var yarın için..
Şimdilik bize müsaade edin.. Yarın sabahtan ANNE-BABA olacağız, bebekli, gazlı, pişik kremli yepyeni bir hayata merhaba demeye gidiyoruz…
El bebek, gül bebek, gel bebek gel….
Maydanozlar çıldırmıştı.. Hemen topladık, balığın yanına salataya kattık..
Badem ağacımız bile birbaşka güzeldi..
Ve çamlar tabi.. Sanki kış boyu hiç dökülmemiş gibi değildi yaprakları, dalları.. Nasıl da canlıydı..
Kurabiye sepeti ve kapı süsü (sevgili Ayşem getirecek)
Var mı ekleme yapmak isteyen?
İşte bu tepsim.. Evdeki boyalardan ürettiğim açık mavi bir renge boyadım, üzerine dekopaj uyguladım. Aşağıdaki ise henüz nerede kullanılacağına karar veremediğim kutum..
Kutumu mozaik tekniğiyle süsledim.. Üzerine yapışık olan resimlere dokununca her bir kutucuk kabartmalı olduğundan mozaik yapılmış hissi veriyor.. Gerçi mavisi biraz koyu oldu ve henüz verniklemediğim için biraz mat görünüyor ama işi bitince daha hoş olacak sanırım.
Geçen haftaya ait fazla ayrıntı yok kafamda, hafta içi çok yoğundum, hafta sonu ise gebelik okuluna devam ettim. Geçtiğimiz hafta sonunda babalar da katıldılar bize, bir çocuk psikoloğu, bir çocuk doktoru, bir ürolog, bir yenidoğan hemşiresi ve bir masör ile muhabbet ede ede günü tamamladık.. Oldukça keyifli ve verimliydi..
Daha önce baktıklarımızı odanın teması bozulmasın diye beğenmemiştik, ama bu çok hoşumuza gitti :-)
Pazar günü bir de oğlumun hatıra defterini kapladım.. Emre doğduktan sonra ziyaretine gelen eş/dost/akraba/arkadaşlarımıza birer satır birşeyler karalayabilecekleri bir defter yapmak istiyordum hep.. Hem doğum hatıralarımızı unutmayız, hem de sonrasında ben devam ederim yazmaya diye.. Evde bir ajanda vardı, aslında ajanda taslağı diyelim, sevgili Elif vermişti geçen yıl, içindeki sayfalar çizgisiz kağıt, dışı ajanda şeklinde bir defterdi.. Evdeki artık bir kumaşla ve silikon tabancam yardımıyla kapladım onu.. Sonra da Kadıköyden aldığım keçe süslerle süsledim.. Çok hoşuma gitti bitirdikten sonra..
İşte oğlumun dönencesi.. Işıkları kapatıp, çalıştırınca çok hoş duruyor.. Buradan Stork marka, uzaktan kumandalısından aldım ve çok da uygundu fiyatlar..
Perşembe günü doktora gidicez, kontrolümüz var.. 32 haftanın içindeyiz, oğlumun hareketleri çok değişti, çok kuvvetlendi maşallah.. Önceki gün ilk kez yaptığı bir hareketle canımı acıttı.. Ama çok büyülü bir his onu hissetmek.. Öyle ki babası da keşfetti bu büyüyü sanırım, geceleri ben daha erken yattığım için o yatağa geldiğinde çoktan dalmış oluyorum ama o oğluyla oynaşıyor ben uyurken.. Hele Pazar sabahı uyandığımda neredeyse muhabbet etme kıvamına gelmişlerdi :-) Pazartesi dedi ki, eğer Emre doğduktan sonra da geceleri böyle olursa yanmışız biz :-))) Kimse kolay olacağını söylemiyor tabi.. Çekilecek tüm sıkıntılar, uykusuz tüm geceler için gönüllüyüz...Yeterki sağlıkla, sıhhatle kucağımıza alalım paşamızı..
İzne çıkmama 6 hafta kaldı.. Nisanın ilk haftası da çalışıp sonra doğuma 3 hafta kala izne çıkmak istiyorum hayırlısıyla.. Bakalım zaman ne gösterecek.. Öyle sabırsızım ki, yüreğimin pırpırlarını tarif etmeme imkan yok sanırım. Kuzguna yavrusu şahin görünürmüş derler ya, bana da öyle geliyor ki, şairin dediği gibi en güzel çocuk henüz doğmadı, doğduğunda hepimizin nefesini kesecek güzellikte olacak ve bu mucizeye inanamayacağız..
En güzel günlerimizi henüz yaşamadık.. Ama az kaldı.. Çok az...
Bunun, Çinliler'in anlattığı çok güzel ve inandırıcı bir açıklaması varmış...
Başparmak, anne-babanızı,
İşaret parmağı, kardeşlerinizi,
Orta parmak, sizi,
Dördüncü parmak (yani yüzük parmağı), hayat arkadaşınızı,
Ve serçe parmak, çocuklarınızı temsil eder.
İlk önce avuçlarınızı birbirine bakacak şekilde açın. Orta parmakları bükün ve sırt sırta birleştirin. Daha sonra kalan dört parmağınızı da şekildeki gibi açıp, uç uca getirin.
Şimdi, anne babanızı temsil eden başparmaklarınızı ayırmaya çalışın... Açılacaktır, çünkü anne babanız sizinle birlikte ömür boyu yaşamayacaktır. Er ya da geç onlardan ayrılmak zorundasınız.
Baş parmaklarınızı önceki gibi birleştirip, kardeşlerinizi temsil eden işaret parmaklarınızı ayırın. Onlar da ayrılacaktır, çünkü kardeşleriniz kendi ailelerini kurup, ayrı bir hayat seçer.
İşaret parmaklarınızı birleştirip, çocuklarınızı temsil eden serçe parmaklarınızı ayırın. Onlar da ayrılıcak, çünkü çocuklar da evlenir ve bir gün kendi hayatlarını kurar.
____________________________________________________________
Güncelleme : Sevgili Biyocan da aynı yazıya yer vermiş açık olan bloğunda.. Pişti olduk yani.. Pardon biyocum ya, sen benden önce yazmışsın, valla görmedim..
Yalnız şu an odada kesif bir boya kokusu hakim.. Sanırım birkaç hafta havalandırmak gerekecek.. Bir de oğlumun tüm eksikleri henüz tamamlanmadığı için henüz hiçbirşeyini yıkamadık. Geldiği gibi yerleştirdim dolaplarına...
Kitapta tek hayali zengin bir çiftlik sahibi olmak olan Pavel İvanoviç Çiçikov’un, gittiği bir kentteki soylu çiftlik sahiplerini kandırarak ölü köleleri satın almasını ve bu yolla devleti kandırmasını anlatıyor genel olarak. Sanırım hamileliğin getirdiği bir huysuzlukla okuyamadım bu kitabı, aslında kitabın kendisinden çok konusu ağır geldi..
Ölü Canlar’dan hemen sonra “Bebeğinizi Beklerken Sizi Neler Bekler” isimli başucu kitabımı aldım.
Gerçi bu kitap öyle oku-bitir-rafa kaldır türden bir kitap değil. Merak ettikçe, zamanı geldikçe okuyup duruyorum… Kafamda oluşan soru işaretlerine oldukça net yanıtlar alabiliyorum böylece..
1 ay kadar önce ise Elif Şafak’ın Siyah Süt isimli kitabını aldım.
Tam manasıyla yalayıp yuttum diyebilirim. Tabi bu kitabı okumanın tam zamanıydı gerçi ama yine de oldukça sürükleyici bir eserdi..
Şimdi ise Honore De Balzac’ın Vadideki Zambak isimli klasiğini okuyorum.
Oldukça akıcı ve tam da benim sevdiğim gibi uzun uzun durum ve çevre tasfirlerine yer verilmiş bir aşk romanı.. Aristokrat bir ailenin küçük oğlu Felix de Vandennesse, ailesinin sıcak sevgisinden ,ilgisinden yoksun, otoriter bir ortamda yetişmiş çalışkan bir çocuktur ve bir parti de gördüğü tanımadığı bir kadına aşık olur...... diye devam ediyor konusu.. İçinizi ısıtacak bir aşk klasiği arıyorsanız tavsiye ederim...
Rüyamda oğlumu gördüm ben. Hamileliğimin ilk aylarında yine görmüştüm, rüyamda, ağlayarak uyanmıştım uykumdan… O zaman gördüğümde daha küçüktü, kucağımdaydı. emziriyordum.. Şimdiki rüyamda ise daha da büyümüştü, bembeyaz bir cildi ve yay gibi düzgün kaşları vardı. Gözleri bal rengiydi.. Dudakları ise öyle bir gül rengindeydi ki bunu anlatabilmem için kelimeler kifayetsiz kalır herhalde.. Aldım kucağıma, emzirmeye başladım.. Çok güzeldi, çok …….
Bugünlerde çok merak ediyorum oğlumu.. Yüzünü, saçını, gözünü, ağzını, burnunu, parmaklarını .. Her şeyini.. Sabahları evden çıkarken, mutlaka odasına bir göz atıyorum, pusetine dokunuyorum… Zaman geçtikçe, karnım büyüdükçe, onun için hazırlıklar artık iyice elle tutulur hal almaya başladıkça, iyice heyecan kaplıyor içimi, sanki şimdiden o minicik elleriyle sımsıkı yapışmış yüreğime, hiç bırakmıyor..
İnsan yüreği ne kadar büyük sevgiler alabilir ki derdim hep, ne kadar sevebilir, kaç kişinin sevgisi sığabilir içimize? Gerek okuduğum annelerin, anne adaylarının yazdıklarından, gerek çevremden duyup gözlemlediklerimden ve gerekse kendi hissiyatımdan dolayı artık biliyorum ki insan yüreği sınırsız yer açabilir kendi içinde sevgilere.. Hele ki annelik gibi yarı delilik durumu söz konusu ise hiç sınır tanımayabilir…
Şimdiye kadar içimde duyduğum en büyük aşk O.na karşı hissettiklerimdi.. Dahası yoktu, ötesi yoktu.. Şimdi bir de oğlum var tabi.. Ama yanlış anlaşılmasın, yüreğimde O.nun aşkını kenara koyup, oğlumun aşkına yer açmıyorum Gayet doğal bir şekilde büyüyor yüreğim.. Oğluma da yer açılıyor orada.. Hem kimse kimseden rahatsız değil sanki.. Yüreğimizdeki aşklar yenileriyle karşılaştıkça ikiye bölünmüyor bu dar alanlar onlara.. Tam tersi ikiyle çarpılıyor bence.. İşte bu kadar büyük aslında insan yüreciği… Büyüdükçe büyüyor yüreğimiz, ve biz daha çok insan oluyorum sanırım.. Ne diyordu Zülfü Livaneli o güzel şiirinde “Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak herşey….”............